**Op.Dr.Ilker GUNYELI**

"Kadin Hastaliklari ve Dogum Sitesi"
Doktorumuzu tanıyalım
İyi Jinekolog nasıl olmalı?
Güncel Haberler
Bilimsel yayınlarım
Kliniğimizi Tanıyalım
Gebelik ve Problemleri?
Gebelikte Ultrasound
Doğum sonrası problemler?
Bebeğiniz ve siz
Bizim bebeklerimiz
Jinekolojik Muayene
Adet dönemi ve problemleri?
Merak ettikleriniz?
Meme hastalıkları
Diyet - Güzellik - Egzersiz
İnfertilite (Tüp bebek)
Aile planlaması
Menopoz
Yaşama dair !!
Kadın sağlığı testleri
Cinsel problemler
Sigara- Çağımızın vebası...
Resim Albümü
Linkler
DOSTLARIMIZ...

Gebelik ve Problemleri?


anens.gif

HABERLER:

1-KLİNİĞİMİZDE HER NE SEBEPLE OLURSA OLSUN

SİGARA İÇEN GEBELER TAKİP EDİLMEMEKTEDİR!!!

2-KLİNİĞİMİZDE YENİ DOĞUM YAPAN ANNELER İÇİN

PROFESYONEL SÜT POMPASI KİRALAMA HİZMETİ

VERİLMEKTEDİR.(HAFTALIK: 25 YTL) HER 2 MEMEYİ

AYNI ANDA TAM VERİMLE SAĞARAK SÜT ÜRETİMİNİ

MAKSİMUMA ÇIKARIR.

BİLGİNİZE...

3- DOĞUM YAPAN ANNELER İÇİN KLİNİĞİMİZDE MAMA

STANDI KURULMUŞ OLUP HER TÜRLÜ AY'A VE DURUMA

UYGUN MAMAYI BİZDEN UYGUN FİYATLA TEMİN

EDEBİLİRSİNİZ.

yorgunluk.gif

GEBELİK TAKİPLERİNİZ??

Kliniğimizde tekrarlayan düşük yapan gebelerimiz için anlaşmalı olduğum" İntergen genetik merkezi"nde yaklaşık 600 ytl'ye Trombofili genetik paneli bakılabilmektedir.Bu panel;

Faktör V Leiden mutasyonu
Faktör II (Protrombin) G20210A mutasyonu
MTHFR 677 mutasyonu
MTHFR A1298C mutasyonu
ACE gen polimorfizmi
PAI-1 gen mutasyonlarını içermektedir. Randevu için 0-312-622 84 64 arayınız.


Günümüzden yaklaşık 100 yıl öncesine kadar doğum ile ilgilenen doktor ve ebeler sadece doğum olayı ile ilgilenirler gebeliğe ve gebelikte takibe çok fazla önem vermezlerdi. Tıp bilmindeki gelişmelere paralel olarak gebelik ve fetal gelişimdeki pekçok faktörün anlaşılması buna bağlı olarak görülen anne ve bebek ölümlerinin azalmasında ve sağlıklı toplumların oluşmasında son derece önemli bir rol oynamaktadır. Bu olayda tıp alanındaki ilerlemeler kadar iletişimdeki gelişmelerin etkisi ile anne ve baba adaylarının bilinçlenmesinin ve günümüzde takip talep etmelerinin de rolü son derece önemlidir. Prenatal takip adıyla anılan bu bakımın ana hedefleri:

1)Anne ve fetusun sağlık durumunun tanımlanması

2)Gebelik yaşının saptanması ve fetal gelişimin izlenmesi

3)Komplikasyon riskindeki hastaların tanımlanması ve riskin mümkün olduğunca azaltılması

4)Problemlerin önceden tahmin edilip önlenmesi
5)Hastanın eğitilmesidir.

Bu amaçların gerçekleşmesi bir takım planlı sağlık hizmeti ile mümkündür.



Gebelik Öncesi Danışmanlık


Gebeliğin başarı ile sonlanmasında gebelik öncesi alınan bazı önlemler ve tedaviler etkili olabilmektedir. Örneğin şeker hastalığı olan bir kadında gebelikten önce kan şeker düzeylerinin kontrol altına alınması anomalili bebek doğurma riskini en aza indirecektir.Benzer şekilde gebelik üzerinde etkili olabilecek tüm hastalıklar ya da sosyal davranışlar kontrol edilmelidir.

Kişideki bazı durumlar gebeliği olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, gebeliğin kadını olumsuz yönde etkileyebileceği bazı hastalıklar da mevcuttur. Örneğin konjenital ya da sonradan edinilmiş kalp hastalıkları, akciğer damararındaki yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı ya da bazı konjenital anomaliler kadın gebe kaldığında hayatını tehdit edebilecek komplikasyonlara yol açabilir.

Yine daha önceki dönemlerde düşük ya da ölü doğum ile sonuçlanmış başarısız gebelik tecrübesi yaşayan kadınlar gebelik öncesi danışmanlıktan fayda görebilirler.


Anne yaşı, madde ya da ilaç bağımlılığı, viral enfeksiyolar gibi faktörlerde söz konusu ise gebelik öncesi danışmanlık ayrıca önem kazanır.

Folik asit, beyin-omurilik bozuklukları denilen doğumsal bozuklukları önlemektedir. Beyin-omurilik bozukluklarını önlemek için doğumu planlanmış kadınların ortalama gebelik öncesi bir ay kadar günde 0.4 mg folik asit almaları önerilmektedir.

Folik asit, bir vitamin olarak alınabileceği gibi,ekmek,fasulye ve lifli koyu yeşil meyvalarden de alınabilir. Geçmiş herhangi bir gebeliğinde beyin-omurilik bozuklukları bulunan bir bebeği olan annenin gelecek gebeliğinde de bu bozukluğun oluşma riski artmaktadır ve bu kadınların normal kadınlara tavsiye edilen günlük dozun-0.4mg- 10 katı kadar almaları önerilmektedir. Böyle kadınların gebelikten önce 1 ay ve gebeliğin ilk üç ayında günde 4 mg olmak üzere folik asit almaları önerilmektedir. Özellikle bu kadınlar folik asiti yanlız kullanmalıdırlar.Zira diğer vitaminlerle yeterli folik asit alınabilmesi için diğer vitaminlerin dozunun aşılması gerekmektedir.

Gebelik sonrası takip


Üreme çağında ve düzeli adet gören kadınlarda aniden adet kesilmesi saptandığında ilk şüphelenilmesi gereken durum gebeliktir. Bu nedenle prenatal bakımın ilk aşaması gebeliğin tespitidir. %8 oranında son adet tarihinden itibaren 40. gün civarında hafif bir kanama olabilir. Bu gebelik ürününün rahime yerleştiği döneme (implantasyon) denk gelen bir kanamadır. Adet gecikmesi olduğunda ve bu gecikme 10 günü geçtiğinde idrar ya da kanla yapılan tahliler yardımı ile mutlaka gebelik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tüğr testler sadece gebeliğin var olup olmadığını gösterirler. Eğer gebelik testi pozitif ise yapılması gereken ilk işlem bir ultrasonografi ile gebeliğin normal olup olmadığının saptanmasıdır. Test pozitif olduğu halde gebelik ürünü gelişmemeiş olabilir (blighted ovum, boş gebelik), veya bir dış gebelik söz konusu olabilir Benzer şekilde de halk arasında üzüm gebeliği denilen mol gebelikte ya da embryonun hayatını yitirdiği missed abortus denen durumlarda da hiçbir belirti olmaksızın sadece gebelik testi pozitif olabilir. Böyle durumlar anne hayatını tehtid eden sonuçlar doğurabilirler. Bebek öldüğü halde plasenta bir süre daha hormon salgılanmaya devam edeceğinden gebelik testleri uzunca bir süre daha pozitif sonuç verebilir.

Gebeliğin saptanıp, rahim içerisinde canlı normal bir gebeliğin varlığı ultrason ile tespit edildikten sonraki ilk aşama bu gebeliğin yaşını hesaplamaktır. Gebelik yaşı hesaplanırken gebe kalındığı düşünülen gün değil son adet kanamasının başladığı ilk gün gebeliğinde başlangıcı olarak kabul edilir (son adet tarihi="SAT").


İLK TRİMESTER TARAMA TESTİ NEDİR?

11-14 testi olarak da bilinen ilk trimester tarama testi Down sendromu ve Trizomi 18 adı verilen kromozomal anomaliye sahip bebekleri gebeliğin çok erken dönemlerinde saptamaya yönelik bir tarama testidir. Tüm tarama testlerinde olduğu gibi bu test de tanı koydurmaz!!! Sadece hastalık açısından yüksek risk altındaki bebekleri işaret eder ve bu bebeklerde kesin tanıya götüren tanısal testlerin yapılmasını sağlar. Bir başka deyişle testin yüksek risk göstermesi bebekte anomali olduğunun kanıtı olmadığı gibi, riskin düşük çıkması da bebeğin tamamen sağlıklı olduğunu garanti etmez.

İlk trimester tarama testinin üçlü test ile karşılaştırıldığında bazı avantajları vardır. Bunlardan en önemlisi testin daha erken dönemde yapılması sonucu olası bir olumsuzluk durumunda gebeliğin daha erken ve risksiz şekilde sonlandırılmasına olanak tanır. Dahası duyarlılığı üçlü teste göre daha yüksektir ve Down sendromu ile trizomi 18 olgularının %90'ının tanımasına yardımcı olur.

11-14 TESTİ NASIL YAPILIR?

11-14 testi temel olarak iki ayrı incelemenin birarada değerlendirilmesi ile yapılır. Bunlar:

Bebeğin ensesinin arkasında bulunan sıvı kısmın kalınlığının ultrason ile ölçülmesi (fetal ense kalınlığı)
Anneden alınan kan örneğinde gebelik hormonu olan beta-hCG'nin serbest kısmının (free beta-hCG) ve PAPP-A (gebeliğe özgü plazma proteini-A, pregnancy associated plasma protein-A) adı verilen bir diğer proteinin ölçülmesidir
Bu ölçümler tek başlarına yapıldığında duyarlılıkları düşükken bir arada değerlendirildiklerinde başarı şansı %90'a kadar çıkmaktadır.
Fetal ense kalınlığı, ultrasonografide bebeğin boynunun arka kısmında koyu renkli olarak görünen kısmı anlatmak için kullanılan bir terimdir. Terimin ingilizcedeki orijinal şekli "nuchal translucency"dir. Gebelik ilerleyip bebek büyüdükçe ense kalınlığı da giderek artar. Bu nedenle ölçüm 11-14. haftalar arasında yapılabilir ve büyük dikkat gerektirir. Ölçüm yapılırken yapılacak milimetrik bir hata risk oranlarında büyük değişikliğe neden olabilir.

Yapılan çok sayıda araştırmada 11 ile 14. gebelik haftaları arasındaki fetal ense kalınlığı ile Down sendromu başta olmak üzere bazı kromozom anomalileri arasında sıkı bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Değişik araştırmalarda sadece belirtilen zaman diliminde fetal ense kalınlığının ölçülmesi ile Down sendromlu bebeklerin %40-70'inin saptanabildiği ortaya konmuştur. Ancak bu bebeklerin annelerinin, ileri yaş gebelikleri ya da daha önceki gebeliklerinde kromozom anomalili bebek doğurma öyküsü nedeni ile incelemeye alınan zaten yüksek riski gebeler olduğu akılda tutulmalıdır.

Düşük risk grubundaki kadınlarda yapılan çalışmalar ise çelişkili sonuçlar vermiştir. Bu çelişkinin altında yatan neden ölçümü yapan kişiler arasında, hatta aynı kişinin ölçüm yapması durumunda bile iki ölçüm arasında ortaya çıkan farklılıklardır. Ek olarak artmış fetal kalınlığın tanımı ile ilgili de fikir birliği uzunca bir süre sağlanamamıştır. Fetal ense kalınlığı ölçülürken ultrasonun hangi kesitinin kullanılması gerektiği de uzunca bir süre tartışma konusu olmuş, farklı kesitlerin duyarlılığının daha yüksek olduğu ileri sürülmüştür.

Günümüzde yaygın olarak kabul edilen görüşe göre gebeliğin 11-14. haftaları arasında bebeğin baş-popo uzunluğunun ölçüldüğü kesitte ense kalınlığının 3 milimetreden fazla olması artmış fetal ense kalınlığı olarak kabul edilmektedir.

Fetal ense kalınlığı sadece kromozom anomalilerinde artmaz. Araştırmalarda artmış fetal ense kalınlığının diğer bazı genetik bozukluklarla birlikte temel olarak bebeğe ait kalp anomalilerinde de arttığı gösterilmiştir. Bebeğe ait kalp anomalileri ikinci trimesterda yapılan detaylı ultrasonografi ile saptanmaktadır. Kromozom bozukluğu olan bebeklerin %50-90'ında kalp ve büyük damarlarda da anomali olmaktadır. Bu nedenle kromozomal bozukluklarda meydana gelen ense kalınlığı artışının temel nedeninin aslında eşlik eden bir kalp anomalisi olduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.

Fetal ense kalınlığının normalden fazla olabildiği durumlar şunlardır:

Kromozomal bozukluklar: Trizomi 13, trizomi 18, trizomi 21 (down sendromu), Turner sendromu (45, X0)
Kalp anomalileri
Akciğer anomalileri (diyafram hernisi)
Böbrek anomalileri
Karın duvarı anomalileri (omfalosel)
Bazı genetik hastalıklar (Arthrogryposis, Noonan sendromu, Smith-Lemli-Opitz sendromu, Stickler sendromu, Jarco-Levine sendromu ve bazı iskelet anomalileri
Fetal ense kalınlığı ölçümünün kromozomal bozuklukların erken dönemde saptanmasında tek başına kullanılmasının bazı sakıncaları vardır. Pekçok anomalili gebeliğin düşükle sonuçlandığı göz önüne alındığında hatalı pozitif test sonrası yapılacak olan koriyon villus örneklemesi normal olan bir bebekte düşük riskini arttıracaktır. Öte yandan hücrelerin bazılarının normal bazılarının da anormal olduğu mozaisizm varlığında villus örneklemesinde sadece anormal olan hücrelerin görülmesi hayatını normal olarak sürdürebilecek bir bebeğin yaşamına son verilmesine neden olacaktır. Bunlara ek olarak erken dönemde yapılan koriyon villus örneklemesi daha ileriki dönemlerde yapılan amniyosenteze göre hem daha zor hem de daha pahalı bir incelemedir. Bunlardan çok daha önemlisi öçümü yapan kişinin deneyimidir. Ölçülen değerler milimetrenin onda biri düzeyinde olduğundan yapılacak en ufak bir hata risk değerlerinde önemli değişikliklere neden olacaktır. Tüm bu nedenlerle tek başına yapılan fetal ense ölçümünün maliyet-etkinlik oranı tatminkar değildir.

Fetal ense kalınlığı ile trizomi görülme riski arasındaki ilişki şu şekildedir.

KALINLIK 3 MM İSE %6
9 MM İSE %50 TRİZOMİ 18-21 VEYA 13 RİSKİ MEVCUTTUR.

POZİTİF TEST VARLIĞINDA NE YAPILMALIDIR?
İkili testin pozitif çıkması mutlaka bebekte kromozom bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Pozitif test sadece o bebekte riskin yüksek olduğunu ve tanıya yönelik ileri tetkikler yapılması gerektiğini belirtir. İleri tetkikler ile kastedilen detaylı ultrasonografi, koriyon villus örneklemesi ve amniyosentezdir. Sizin için hangi testin uygun olacağına doktorunuzla birlikte karar vermeniz gerekir.


NEGATİF TEST NE ANLAMA GELİR?
Testte riskin düşük bulunması yani negatif olması bebekte kromozom bozukluğu olmadığını garanti etmez. Sadece genel popülasyonda aynı yaş grubundaki kadınlar ile kıyaslandığında bebekteki riskin daha fazla olmadığını gösterir. Ayrıca ikili test sadece kromozom bozuklukları açısından riski belirler. Nöral tüp defektleri açısından bir risk belirlemez. Bu riski belirlemek için 16-20. haftalarda üçlü test yapılabilir. Bununla birlikte nöral tüp defektlerinin önemli bir kısmı ultrasonografi ile saptanabildiğinden ikili test yapılan kişilerde ikinci trimesterda üçlü test yapılması yerine sadece detaylı ultrason yapılmasının yeterli olacağını öne süren görüşler de mevcuttur. Bilimsel çevrelerde bu konuda henüz bir fikir birliği oluşmamıştır.

Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Birliği (ACOG) doğum zamanında anne yaşının 35 ya da daha ileri olması durumunda tarama testleri yerine genetik danışmanlık ile birlikte amniyosentez veya koriyon villus örneklemesi gibi tanı koydurucu testlerin yapılmasını önermektedir. Bunun nedeni tarama testlerinin sadece risk belirlemesi, durumun varlığı ya da yokluğunu kesin olarak ortaya koymamasıdır. Öte yandan ikili test ya da üçlü test sadece bir grup kromozom anomalisi açısından risk belirlemekte, bu yaş grubunda normalden daha fazla görülen diğer anomaliler hakkında fikir vermemektedir.

GEBELİĞİN 16-18 HAFTALARINDA ÇOCUKTA BEL AÇIKLIĞINI DA(SPİNA BİFİDA) SAPTAYAN ÜÇLÜ

beta-hCG
Alfa-feto protein (AFP)
Estriol (E3)
Dimerik inhibin-A (DIA)

VE DÖRTLÜ TESTLERDE MEVCUTTUR(DÖRTLÜ TESTTE İLAVE OLARAK DİMERİK İNHİBİN A DENİLEN BİR MADDE BAKILMAKTADIR)BUNLARDA MAX BAŞARI ÜÇLÜ TESTTE %65-72 VE DÖRTLÜ TESTTE %81-85 DİR.




ense_kalinli_i.jpg

AMNİYOSENTEZ (ANNE KARNINDAN GİREREK BEBEKTEN SU ALMA)
Amniyosentez nedir:
Amniyosentez anne karnındaki bebeğe ait bazı hastalıkların tanısında uzun süredir kullanılan bir yöntemdir. En sık yapılma sebebi, bebeğe ait genetik hastalıkların tespitidir. Bu yöntemde ultrason eşliğinde özel bir iğne yardımıyla anne karnında, bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısından 16-20. gebelik haftaları arasında bir miktar alınmaktadır. İşlem özel durumlarda daha erken yada daha geç yapılabilir ancak bu durumda aşağıdaki bilgiler değişiklik gösterir.

Riskleri nelerdir:
Ultrasonla iğne, bebek ve örnek alınacak sıvı değerlendiririlerek yapıldığından daha önceleri ultrason olmadan yapılan işlemlere göre günümüzde riskleri azalmıştır.
· İşlem yapılan her 1000 kadından 4-6 sında gebelik kaybı ortaya çıkabilir.
· İğnenin bebekle temasına bağlı sorunların sıklığı, işlemin ultrason eşliğinde yapılması nedeniyle son derece nadirdir.
· Hastaların % 2-3 ünde karında kramp tarzı ağrılar, az miktarda vaginal sıvı sızıntısı veya kanama olabilmektedir ancak çoğunlukla bu geçicidir.

Nasıl karar verilir: Takip edilen gebenin bebeğinde, bu yöntemle tespit edilebilir bir genetik hastalık riski varsa ve tanı için başka güvenilir yöntem bulunmuyorsa, bu işlem aileye hekim tarafından önerilir. İşlem her iki eşin onayı ile yapılır.

Önemli not: Bu yöntem bebeğe ait tüm hastalıkları göstermemektedir. Bu işlem sadece sizi takip eden hekimlerin araştırmayı gerekli gördüğü bir grup hastalığı test edecektir. Bu nedenle işlem sonucunda elde edilen sonuçları doktorunuza götürüp gebelik takiplerinizi sürdürmeniz gereklidir.

Amniosentezin yapılma indikasyonları
· Ileri anne yasinda olasi yüksek orandaki fetal kromozom anomalisi tespiti
· Down syndromu gibi kromozomal bozukluklari
· Rubella veya herpes gibi intrauaterin infenksiyonlarin tespiti
· Iskelet hastaliklarinin tespiti ve onayi için
· Noral tüp defektlerinde( NTD) Alfa fetoprotein
ya da asetil kolin esteraz enzim seviyesi için
· Hemofili gibi sekse bagli geçen hastaliklarin tespiti için
· Eritroblastosis featalis gibi kan hastaliklarinda
· Cystunria gibi enzim eksikliklerinde,
· Fetal akciger olgunlasma tayini,
· Fetal bozukluklarin medikal tedavisi
· Kan uyusmazligindaki tablonun siddetinin tayininde kullanilmaktadir.

Amniosentezin Riskleri

% 0.5 oraninda bebegin kayip edilme riski vardır.Eğer tarama testlerinde ve yaşa baglı faktörlere bağlıi anomalili bebek doğurma riskleriniz bundan yüksekse mantıklı olarak amniosentezi kabul etmeniz doğru bir karardır

· Fetusun amniosentez ignesinden zarar görmesi
· fetusun,placentanın infenksiyon kapması
· Düşük olması
· Erken doğum ihtimali
· Amniosentez sırasında sıvı kaçağı 1-2 gün sürebilir.
· Kan uyuşmazlığında izoimmunizasyon artabilir.Bu yüzden amniosentez sırasında kan uyuşmazlığı iğnesi yapılmalıdır.




ÇALIŞAN ANNELERİMİZ İÇİN DOĞUM ÖNCESİ YASAL SORUNLAR...

MADDE 74. Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.

Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.

Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.

Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.

İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra bir(1) yıla kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.Doğum sonrası nöbet tutmama süresi de 6 aydan 1 yıla çıkarılmıştır..

Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için 6 aya kadar günde toplam üç saat süt izni verilir.(2. 6 ay için 1,5 saat/ gün) Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kulllanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.

Ancak yasal hakkınız olan bu izni kullanabilmek için yapmanız gereken işlemler vardır. Bunlardan en önemlisi hamileliğinizin 32. haftasında doktorunuzdan alacağınız rapor ile bağlı olduğunuz SSK hastane ya da polikliniğine başvurarak raporu onaylatmanız ve çalıştığınız kurumdaki personel bölümüne iletmenizdir. Daha sonrak işlemler ile ilgili olarak personel biriminizden bilgi alabilirsiniz.

ÖNEMLİ NOT:
Hamile bayanlar hamileliklerinin kaçıncı haftasında olduklarını genelde doğru hesaplayamıyorlar. Bu nedenle doğum öncesi iznine ayrılmaları gereken zamanı da yanlış planlıyorlar. Bu konu ile ilgili bir kullanıcı yukarıda yazılan ifadelerin yeterince açık olmadığını belirtiyor. Oysa kanun bu konuda son derece net ve açık. Doğumdan 8 hafta önce izine ayrılınabilir diyor. Gebelik 40 hafta olduğuna göre 8 hafta öncesi 32. haftaya geliyor. Yani 32. haftanın dolmuş olması gerekli. Son adet tarihine göre 31 hafta 5 günlük gebeliği olan bir kadın 32. haftalık hamile değildir, 31 hafta 5 günlük hamiledir. Tüm yaş hesaplamalarında bitirilen yaş dikkate alınır. 31 hafta 5 günlük hamile bir kadının gününün dolmasına daha 8 hafta 2 gün vardır. Bu nedenle izine ayrılma hakkını elde edeceğiniz günü hesaplarken son derece basit bir yöntem uygulayabilirsiniz. Son adet tarihinize göre beklenilen doğum gününe kaç gün kaldığını sayın. Bunun kaç hafta ve kaç güne denk geldiğini hesaplayın.

di__sa_l___.jpg

Dişinizde çürük var mı?

Kadınlar özellikle gebe kalmadan önce mevcut diş problemlerini halletmelidirler. Sağlıklı dişlerle gebe kalarak, diş sağlığının gebelik üzerine olan etkilerinden korunmalıdırlar. Bu nedenle gebelik düşünen bayanlar önce mutlaka bir diş hekimini ziyaret etmelidirler.

Hamilelik sırasında, ağız florası ve ph’sı (yani ağız içi yapısı, doğal olarak zaten mevcut bazı bakteriler ile ağız içi asit-baz dengesi) ile hormonal yapı değişebilmektedir. Bu sebeple masum bir çürük derinleşebilmekte veya ihmal edilen bir kök ve kanal enfekte olabilmektedir. Bu da sonuçta hamilelik sırasında ağrılara, diş eti sorunlarına ve hatta iltihaplı diş eti şişkinliklerine neden olabilmektedir.

Ayrıca hamilelik dönemi bazı anneler açısından, iç bulantıları hatta kusmalarla geçebilmektedir. Mide asiditesi, ağız asit-baz dengesinden farklıdır. İşte tüm bu gerekçeler nedeni ile, ağız ve diş etlerinin de böyle bir hamileliğe hazır olması zorunludur.

Bebeğin ana rahminde tutunup gelişmeye başladığı ilk aylar çok daha önemli ve daha titizlikle davranılması gereken aylardır. Bilindiği gibi anne ile çocuk arasındaki tüm ilişki ve bağ,"göbek bağı" adı verilen bir atar-toplar damar sistemi ile sağlanmaktadır. Diş hekimleri çoğu zaman, içinde vazo-konstrüktör ajan içeren anestezi iğnelerini yapmaktayız. İşte bu da, çocuğu besleyen göbek bağlantısındaki damarlarında büzülmesine neden olabilmekte ve hatta bilinçsizce yapılan bu iğneler, düşüklere dahi neden olabilmektedir. İşte bu önemli neden gereği, anneyi kontrol altında tutan kadın-doğum uzmanının bilgi ve onayı ile, diş hekiminin, içinde "damar büzücü ajanlar içermeyen" anesteziler kullanması tavsiye edilir.

Hamilelik sırasında doğal olarak sağlıklı olan diş etlerinde de kanamalar ve sağlıklı dişlerde de hassasiyetler oluşabilir. Bu durumda halen ülkemizde mevcut diş macunları ile dişler kuralına uygun fırçalanmalıdır. Hatta bu amaçla diş hassasiyeti için Sensodyne çeşitleri ve diş eti sorunları için Parodontax çeşitlerinin hamilelik dönemince oluşabilecek sorunlara karşı kullanılması uygun olacaktır.

Ayrıca hamilelik sırasında röntgen şualarının da bebeğe ve anneye olumsuz etkileri vardır. Bu sebeple eğer bir röntgen çekimi gerekiyor ise, bu amaca uygun üretilmiş "kurşun önlükler" anneye giydirilir. Ayrıca; daha düşük şua veren (ki şimdilerde bilgisayar aracılığı ile çekilen, RVG röntgen cihazları kullanılmalıdır.

Anne karnında gelişmeye başlayan bebek, tüm ihtiyaçlarını ana kaynak olan annesinden sağlamaktadır. Bebeğin kemik ve diş jermlerinin gelişimi için, kalsiyuma ihtiyacı vardır. Hamile bir kadının günlük kalsiyum ihtiyacı 1200 miligram kadardır. Bu da yaklaşık 1,5 litre süt veya muadili yoğurt-peynir ve kalsiyumca zengin gıda alınması anlamını taşır. Bunun muadili bir takviye tablet alınacak ise, bu kalsiyum tabletleri de doktor tavsiye ve gözetiminde yapılmalıdır.

Eğer yukarıdan beri anlatılanlara riayet edilmez ise, halk arasında yaygın anlayış; "Her hamilelik bir dişe mal oluyor" söylentisi gerçekleşebilir.
Çünkü: "Diş çürükleri sinüzit, bademcik iltihabı, romatizma, kemik erimesi, diyabet gibi önemli hastalıklara yol açıyor."

Ağız ve diş sağlığının genel vücut sağlığıyla ilişkisi nedir?

- Kalp ve böbrek yetmezliği, şeker ve ülser gibi sistemik hastalıkların ağız sağlığıyla direk ilişkisi var. Dişeti hastalığı bulunanlarda koroner damar hastalıkları daha sık görülüyor. Gerektiği gibi yapılmayan ağız ve diş bakımı, sistemik hastalıkların tedavisini güçleştirebiliyor ya da hastalık nedeniyle oluşan bağışıklık sistemi zayıflaması, dişlerimizin kaybına yol açabiliyor. Özellikle iyi kontrol altında tutulmayan şeker hastalarında, ağız bakımının aksaması, ağız ve dişlerde dönüşü olmayan hasarlar yaratabilir. Bu durumun kandaki glikoz düzeyi kontrolünü zorlaştırıyor.

Diş ağrısı enfarktüs belirtisi bile olabiliyor öyle mi?

- Bazen de enfarktüs (kalp krizi) gibi önemli bir hastalık diş çürüğü zannedilir. Ağrı kesicilerle ağrı geçiştirilmeye çalışılırken, hasta hayatını kaybedebilir. Araştırmalara göre, enfarktüs ağrılarının yüzde 6'sı dişe vuruyor. Diş doktoru bunu hemen anlayabilir. Bu nedenle, hastalara diş ağrılarını kendi kendilerine geçirmeye çalışmaları asla önerilmiyor.

Başka hastalıklarla ilişkisi...

- Temizliği yapılmayan ve bakımına yeterince özen gösterilmeyen sağlıksız diş ve dişetleri vücutta enfeksiyon odağı oluşturması nedeniyle diğer doku ve organları da olumsuz etkiler. Diş çürüklerinin, sinüzit, bademcik iltihabı, romatizma, kemik erimesi, diyabet (şeker hastalığı), solunum sistemi, kalp hastalıkları ve sindirim sorunları gibi önemli hastalıklara yol açtığı biliniyor.

GEBELİKTE SİGARA KULLANIMI


Sigara hakkında genel bilgiler:

Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun,arsenik,aseton,naftalin,DDT ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir.
Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

Kısa vadeli etkiler

Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.

Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir.Annenin çektiği tek nefes saniyenin yüzde birinde bebek kanına karışmaktadır. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

Uzun vadeli etkiler

Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.
Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.
Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir.


Bu anne adaylarında:

1-Düşük riski artar...
2-Erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar...
3-Erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar...
4-İntrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar...
5-Gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar...
6-İnutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar...
7-Bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar...
8-Solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar...
9-Lohusalıkta süt miktarı azalır...
10-Sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır...
11-Bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır...

Tüm bu normaldışı durumların sıklığı özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen anne adaylarında belirgin olarak artmıştır. Ancak "günlük 20" sayısını bir sınır olarak kabul etmemek gerekir. Sigaranın zararlı etkileri günde bir adet sigaradan itibaren başlamakta ve içilen sigara sayısı ile doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Burada 20 rakamını almamızın nedeni günlük klinik uygulamalarımızda bu normaldışı durumları yaşayan anne adayları arasında günde bir paket ya da daha fazla sigara içen anne adaylarının sayıca fazlalığının dikkatimizi çekecek kadar yüksek olmasıdır.
Sigara içen hamileler dikkat!




Selçuk Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada; hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin yüzde 23'ünün, normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı.


Sigaranın, hamileler ve doğmamış bebekleri için büyük zararları olabileceğini söyleyen araştırma ekibinin Başkanı Prof. Dr. Selma Çivi, şu bilgileri verdi: "Devamlı sigara içen annelerin yüzde 4.5'inin bebeklerinin, içmeyenlerin ise 2.7'sinin ölü doğduğunu tespit ettik. Yine, hamilelik boyunca sigara içen annelerin yüzde 23'ünün çocuklarının, normal olarak kabul edilen 2.5 kilogramın altında doğduğunu belirledik. Sigara içen kadınların çocukları ortalama 2.899 kilogram, içmeyenlerin çocukları ise ortalama 3.029 kilogram doğdu. Hamilelikte içilen sigaranın, her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik."




Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler

Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. "Nasıl olsa olan olmuştur" düşüncesi hatalıdır.

Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı 10'un altına indirin.
Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Evde sigara içilmeyen alanlar yaratın.

Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın...
Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)
Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz...Ben de bu sorumluluğun bir sonucu olarak ister hastanede ister muayenehanem de sigara içen gebeleri takip etmemekteyim.
Saygılarımla..

ANA SAYFAYA DÖNÜŞ için tıklayın...

bebek2.gif

getattachment2.jpg

suda_do_um.jpg

SUDA DOĞUM
* Suda doğum çok yeni bir doğum tekniği mi?
Bilinen ilk suda doğum, 1803 yılında Fransa'da, doğumu çok uzun süren bir kadının doğumunu kolaylaştırmak amacıyla sıcak su dolu bir küvete girmesiyle gerçekleşmiş. Sıcak su içinde yatarak doğum sancılarını azaltmak, onlarca yıldır uygulanan bir klinik uygulamaydı. Fakat, bu çok kısa süreler için ve doğumun erken evrelerinde yapılmaktaydı. Daha sonraları 1970'lerde Rusya ve Fransa'da başlayan suda doğumun gerçekleşmesi akımı 1980 ve 1990'larda İngiltere, Kanada ve diğer Avrupa ülkelerinde yaygınlaştı. 1983 yılında ünlü İngiliz tıp dergisi Lancet'de yayınlanan bir makale, konunun İngiltere ve kıta Avrupa'sında birden popüler olmasına yol açtı. İngiltere'de kadın hastalıkları ve doğum biliminin en üst kuruluşu olan Royal College of Obstetricians and Gynecologists (RCOG) 1990, 1994 ve en son olarak 2001 yıllarında bu konuyla ilgili görüşlerini tıp dünyasına açıkladı.

* Suda doğumun faydaları neler?
Asıl fayda, doğum sırasında annenin daha rahat ve ağrısız doğum sürecini yaşamasına yardımcı olmaktır. Suyun sıcaklığı ve kaldırma gücü nedeniyle rahme giden kan akımı artar, rahmin kasılmaları etkinleşir, artan oksijen nedeniyle ağrılar azalabilir. Su vajenin ağzını, yani bebeğin çıkış noktasını daha gevşek hale getirebilir. Bu da o bölgenin doğumda yırtılması olasılığını azaltabilir. Bebek için ise, bilimsel verilerden çok suda doğumu gerçekleştiren tıbbi personelin ve annelerin gözlemleri söz konusudur. Bu kişiler bebeğin kesenin içindeki sıvı bir ortamdan yine sıvı bir ortama doğarak daha yumuşak ve stressiz bir geçiş yaptığını ve bu bebeklerin daha az ağlayan, daha sakin bebekler olduğunu savunuyor.

* Suda doğum ne kadar güvenlidir?
Bu konuda yapılmış olan en kapsamlı ve güvenilir çalışma 1999 yılında British Medical Journal adlı İngiliz tıp dergisinde yayınlandı. R. Gilbert ve P. Tookey'in yaptığı bu çalışma, 1994-96 yılları arasında İngiltere ve Galler'de gerçekleşmiş olan 4029 suda doğumu kapsamaktaydı. Bu çalışmaya göre, o yıllarda yapılan her bin doğumdan altısı suda doğum olarak gerçekleşmişti. Araştırmacılar suda doğan bu bebeklerin ölüm ve yeni doğan yoğun bakım ünitelerine yatırılış oranlarını, normal olarak karada doğan bebeklerin oranlarıyla karşılaştırdılar. Çıkan sonuca göre suda doğan bebeklerde görülen ölüm oranıyla karada doğan bebeklerin oranları arasında bir fark yoktu. (Her ikisi de binde 1,2-1,4 civarındaydı). Yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yatırılma riski açısından da her iki grubun oranları aynı bulundu. Suda doğum adaylarının gebelikleri boyunca bir sorunlarının olmaması gerekir.

* Kimler suda doğuramaz?
Herpes gibi genital bölgede enfeksiyonu olanlar, bebeğin başının değil poposunun rahim ağzına yakın olduğu gebelikler, çoğul gebelikler, erken doğumlar, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya diyabet (şeker) gibi hastalıkları olanlar, bebeğinde gelişme geriliği saptananlar, doğum sırasında bebeğin kalp atışlarında bir oksijen azlığı şüphesi doğanlar, doğumda yoğun mekonyum (bebeğin dışkısı) görüldüğü durumlarda önerilmemektedir.

* Suyun sıcaklığı nasıl ayarlanmalı?
Sıcak suyun kasları gevşettiği ve ruhsal rahatlama sağladığı bilinmektedir. Bunun sonucunda rahme giden kan akımı artar ve rahmin kasılmaları daha az ağrılı olabilir. Çünkü artan kan akımıyla birlikte, rahim kaslarına giden oksijen oranı da artar. Bu, aynı zamanda rahim kasının daha iyi kasılmasına ve bu sayede doğum sürecinin daha kısa olmasına yol açabilir. Vücut ısısı olan 37 derece, suyun da ısısı olmak bakımından ideal bir derecedir. Suyun sıcaklığı doğum sırasında devamlı ölçülmeli ve hep 37 derecede kalması sağlanmalıdır.

* Doğum havuzunun temizliğinin önemi nedir?
Doğum eylemi sırasında havuz suyu; amniotik sıvı (bebeğin kesesindeki sıvı), kan, idrar ve benzeri maddelerle kirlenir. Bu, hem bebeğin hem de annenin doğum sonrası enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle, havuzun suyu belli aralıklarla değiştirilmeli, havuzdaki yabancı maddeler süzgeç araçlarla çıkartılmalı ve havuz suyu enfeksiyonlara karşı korunmalıdır.

* Bebek suyun altında nefes alır mı?
Normal koşullarda bebek suyun altında nefes almaz. Suyun sıcaklığı ve bebeğin başının suyun içinde olması nefes alma refleksini engeller. Soğuk ise, nefes alma refleksini körükler. Bebeğin başı sıcak suyun içinden çıkartılıp daha soğuk olan havayla temas ettiğinde nefes alma refleksi harekete geçer ve bebek nefes almaya başlar. Bebeğin suyun içinde olduğu birkaç saniye içinde bebek oksijeni tüm gebelik boyunca olduğu gibi, kordondaki anne kanı aracılığı ile alır. Bebeğin suyun altında nefes almaya çalışması ve bu nedenle ciğerlerine su kaçması, doğumda doğum kanalından geçerken oksijenlenmesini azaltıcı bir stres yaşadığı durumlarda olabilir. Bunun için bebek doğum sırasında bebek kalp monitörü ile düzenli olarak izlenmelidir.




GEBELİKTE DÜŞÜK VE DÜŞÜK TEHLİKESİ

GEBELİK SIRASINDA, NE KOŞULDA OLURSA OLSUN KANAMA OLMASI ANORMAL BİR DURUMDUR. HER TRİMESTER (3 AYLIK PERİYODLAR) İÇİN DÜŞÜK NEDENLERİ DEĞİŞEBİLMEKTEDİR. ANCAK GEBELİK ESNASINDA 20. HAFTADAN ÖNCE HERHANGİ BİR ZAMANDA KANAMA OLMASI DÜŞÜK TEHLİKESİNİ (ABORTUS İMMİNENS) GÖSTERİR. ZİRA 20 HAFTADAN( FETÜS AĞIRLIĞI 500 GR VE ALTI) DAHA KÜÇÜK GEBELİK KAYIPLARI "DÜŞÜK"(ABORTUS); DAHA BÜYÜK GEBELİK KAYIPLARI "ERKEN DOĞUM"
( PRETERM EYLEM) OLARAK NİTELENDİRİLİR. İLK 3 AYDA KENDİLİĞİNDEN DÜŞÜK (SPONTAN ABORTUS) ORANI % 15 'DİR. VE İLK 3 AYDAKİ GEBELİK KAYIPLARININ EN SIK NEDENİ (%60) GENETİK NEDENLERDİR VE GENELDE HAYATLA BAĞDAŞMAYAN BİR SORUN MEVCUTTUR FETÜSTE... BU YÜZDEN AİLE ÇOK ÜZÜLMEMELİDİR. DOĞA KENDİNE YAKIŞMAYANI DOĞAL SELEKSİYON DEDİĞİMİZ YÖNTEMLE EKARTE ETMEKTEDİR ÇÜNKÜ... ANCAK 3 AYDAN DAHA BÜYÜK DÜŞÜKLERDE GENELLİKLE FETÜSTE BİR PROBLEM YOKTUR,BEBEK TAM OLARAK VE CANLI OLARAK ATILIR, BURADA PROBLEM İSE RAHİM AĞZI YETERSİZLİKLERİDİR(SERVİKAL YETMEZLİK).
DÜŞÜK (ABORTUS)OLAYI ÖNEMLİ BİR KONUDUR. DÜŞÜK TEHLİKESİ İSE AYRI BİR KONU.. DÜŞÜK TEHLİKESİ GEBELİKTE KANAMANIN (MİKTARINA BAĞLI OLMAKSIZIN)OLMASI DURUMUDUR. BU HASTALARIN % 50 Sİ BEBEKLERİNİ KAYBEDERLER. YANİ DÜŞÜK YAPARLAR. BUNDA KANAMA İLE BİRLİKTE BEYAZ PARÇALAR DA GELİR.EĞER FETÜS TÜM KOMPONENTLERİ İLE RAHİMDEN ATILMIŞSA "TAM DÜŞÜK"(KOMPLET ABORTUS) , İÇERDE PARÇALAR KALMIŞSA "YARIM DÜŞÜK"(İNKOMPLET ABORTUS) ADI VERİLİR. YARIM DÜŞÜKTE KANAMA ARTMASI DURUMUNDA RAHİM BOŞLUĞU KÜRTAJ YOLUYLA TEMİZLENMELİDİR. İSTEMLİ DÜŞÜK YAPTIRMAK AMACIYLA KULLANILAN BAZI İLAÇLAR, BU NEDENLE TAVSİYE EDİLMEMEKTE VE ÇOĞUNLUKLA "İNKOMPLET ABORTUS"A YOL AÇTIKLARINDAN HEM ZATEN KÜRTAJ GEREKMEKTE HEM DE KAN KAYBI VE KOMPLİKASYONLAR DAHA FAZLA OLMAKTADIR. BU AMAÇLA, GEBELİK SONLANDIRILMASI(YASAL TAHLİYE) SADECE KADIN DOĞUM UZMANININ DENETİMİNE VE BİLGİSİ DAHİLİNDE OLMALIDIR.
GEBEDE MEVCUT BİR KANAMA DURUMUNDA İLK OLARAK, 12 HAFTADAN KÜÇÜK GEBELİKLERDE TRANSVAJİNAL USG İLE; 12 HAFTADAN BÜYÜK GEBELİKLERDE İSE TRANSABDOMİNAL USG İLE FETÜSÜN SAĞLIK DURUMU (KESENİN ÇAPI, DÜZENİ,FETÜSÜN KALB ATIMININ VARLIĞI, RETROKORYONİK ALANDA KANAMANIN VARLIĞI) BELİRLENMELİ AYNI ZAMANDA DÜŞÜK ÖNLEYİCİ TEDAVİ VE ÖNERİLERDE BULUNULMALIDIR.
BU AMAÇLA RUTİN PRATİKTE DOĞAL PROGESTERON İÇEREN PREPARATLAR İLE GEBELİK HORMON AÇISINDAN DESTEKLENEBİLİR. BU TEDAVİNİN AMACI GEBELİĞİN HORMON DESTEĞİNİ SAĞLAYAN, YUMURTANIN ATILDIĞI "KORPUS LUTEUM GRAVİDARUM" KİSTİNİN 14. GEBELİK HAFTASINA DEK SAĞLADIĞI DESTEKTE YOKSUNLUK DURUMU OLMASI HALİNDE-LUTEAL YETMEZLİK- GEBELİĞİN DEVAMINI SAĞLAMAKTIR. 14. HAFTADAN SONRA DEVAM EDEN GEBELİĞİN HORMON DESTEĞİ GÖREVİNİ PLASENTA(BEBEĞİN EŞİ..) DEVRALMAKTADIR. PROGESTERON TEDAVİSİNİN YANI SIRA SIK USG TAKİBİ, HASTANIN MUTLAK YATAK İSTİRAHATİ, BOL SIVI ALIMI VE CİNSEL İLİŞKİDEN SAKINMAK HEKİMLERİN YAPTIĞI, ANCAK ETKİLERİ VE YARARLARI BİLİMSEL OLARAK HENÜZ NETLİK KAZANMAMIŞ ÖNERİLERDİR. SERVİKAL YETERSİZLİK VAKALARINDA İSE 3. AYDAN ÖNCE RAHİM AĞZINA KESE AĞZI SÜTURU ATILMALIDIR(CERVİCAL CERCLAGE) SÖZKONUSU ÖNERİLERE UYMAK, UYMAMAKTAN DAHA FAYDALIDIR.
SAYGILARIMLA...
Op.Dr. İlker GÜNYELİ
WWW.DRILKERGUNYELI.COM

bebek4.gif

GEBELİK KARARI VE YAPMANIZ GEREKENLER

İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi de çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde gebe kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.

İlk doktor ziyaretini hamile kaldıktan sonra yapmak her zaman yeterli olmayabilir. Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek, sağlıklı ve rahat bir doğum yapmak ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için hamile kalmaya karar verdiğinizde doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.Doktorunuz hem sizin hemde dünyaya getirmeyi planladığınız bebeğinizin zarar görmesini engellemek için bazı muayene ve tetkikler yapacak size sağlklı bir hamilelik dönemi için önerilerde bulunacaktır.

Gebelik öncesi muayene

Anne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Gebelik öncesi muayenenin birtakım amaçları vardır. Sağlık durumu ile iligili amaçların dışında sizin hamileliğinizi takip etmesini ve doğumunuzda eşlik etmesini arzu ettiğiniz hekiminizi tanımanız ve pozitif diyalog kurmanız açısından da bu ilk ziyaret son derece önemlidir. Doktorunuzla kuracağınız diyalog hamilelik takiplerinin önemli bir detayıdır.

Doktorunuz "ben bebek sahibi olmak istiyorum" diye başvurduğunuzda sizin genel sağlık durumunuz ile ilgili ana hatları çıkartmaya çalışacak ve olası problemleri saptyarak bunları tedavi edecektir.

Muayenenin ilk aşaması görüşmedir. Bu görüşmede doktorunuz ilk önce sizi tanımaya çalışacaktır. Yaşınız, mesleğiniz, kaçıncı evliliğiniz olduğu gibi sizin için önemsiz görünebilecek bazı bilgiler doktorunuza önemli ipuçları verebilir. Bunlardan mesleğiniz özellikle önemlidir. Meslek ile ilgili faktörler genel sağlık durumu dışında hamilelikte de zararlı olabilmektedir.

Doktorunuz daha sonra kalp hastalığı, diabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgular. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Myom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

Obstetrik öykü olarak adlandırılan ve daha önceden yaşamış olduğunuz hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.

Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır. Bu tür bir problem varlığında doktorunuz gebelik öncesi genetik danışmanlık isteyebilir.

Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır.

Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.


Muayene

Öykü alındıktan ve kişinin genel sağlık durumu ile ilgili detaylı bilgi edinildikten sonra sıra muayeneye gelir. Bu jinekolojik muayenede standart muayeneden farklı bir işlem yapılmaz.

Muayenede vajinal ve pelvik enfeksiyonlar araştırılır. Transvajinal ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıkların durumu değerlendirilir. Myom, kist, endometrioma varlığı araştırılır.

Eğer daha önceden yapılmadıysa ya da yapılmış olsa bile üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmiş ise mutlaka smear testi yapılmalıdır.

Muayenenin son aşaması boy,kilo ve tansiyon tespitinin yapılmasıdır.

Laboratuvar incelemeleri:


Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinenen herhangi bir hastalığı olmayan kişlerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:

Tam kan sayımı
Tam idrar tetkiki
Anne ve babanın kan grupları
Toksoplazma ile ilgili testler
Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler
Hepatit B ile ilgili testler
Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi daha önemli bilgiler verebilir.
Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.

Öneriler

Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum olmadığı gösterildikten ya da var olan patolojiler tedavi edildikten sonra sıra önerilere gelir.

Yapılan tetkiklerde rubella'ya karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir. Ancak bu aşı canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışılık gelişlip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir.

Eğer diabet (şeker hastalığı) saptanmış ise kan şeker düzeyinizin mutlaka normal düzeyde tutulması gerekir Yapılan araştırmalar kan şekeri yüksekliğinin hamilelik üzerinde olan olumsuz etkilerinin döllenme olmadan çok daha önce başladığını ortaya koymuştur.

Gebelik ve anne olma heyecanı sağlıklı bir yaşam için mükemmel bir motivasyon aracıdır. Bu kararı veren pekçok kadın alışkanlıklarını kendi isteği ile değiştirmekte, pek çoğunun eşi de ona detek olmak maksadıyla ona uymaktadır. Sonuç daha sağlıklı bireyler ve aile olarak karşımıza çıkmaktadır.


Sigara:

Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir.

Alkol:

Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

Stres:

İsrail'de yapılan bir araştırmada infertilite tedavisi gören kadınlarda stres gidermek maksadı ile meditasyon yapanlarda gebeliklerin daha kolay elde edildiği sonucuna varılmıştır. En sağlıklı ve kolay stres giderici egzersizdir.

Beslenme:

Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pekçok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diet önerilmez. Yaygın kanının aksine beslenme bozukluğu olmayan kişilerde hamile kalmadan önce vitamin takviyesi gerekmez. Bu durumun istisnası folik asittir.

Hamile kalmadan önce B grubu vitaminlerden biri olan folik asit takviyesi faydalı olmaktadır. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50'ye yakın oranda azaltır. Buna karşın folik asidin düşük olasılığını da arttırdığına dair az sayıda araştırma da mevcuttur. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi üreme çağındaki her kadının hergün folik asit almasını önermektedir.

Önemli noktalar

Gebe kalınıp kalınamayacağı önceden bilinemez.Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Tabii ki bunun istisnaları vardır. Rahimi ya da testisleri olmayan bireylerden oluşan çiftlerde doğal olarak gebelik olmaz. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile %15 vakada açıklanamayan kısırlık olduğu unutulmamalıdır.
Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir.
Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir.
Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 3 ilişki faydalı olur. Bu şekildeki çiftlerin %75'i 6 ay içinde gebelik elde eder.
Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.

hamilebesin190.jpg

Hamilelere beslenme önerileri

Gebelik öncesi ve gebelik dönemindeki beslenme şekli ile bebeğin doğum ağırlığı, beyin gelişimi ve sağlığı arasında yakın ilişki var. Türkiye'de her yıl yaklaşık 1 milyon 400 bin doğum gerçekleştiği, gebelik öncesi ve gebelik döneminde yetersiz ve dengesiz beslenmenin, anne ve bebek ölümlerine yol açan bir çok sağlık sorununu beraberinde getirdiği kaydedildi.

Beslenme bozukluklarına bağlı olarak, hamile kadınların yüzde 58'inde, kansızlık, kan hücrelerinin yapımında gerekli olan folik asit, fiziksel ve zihinsel gelişimde etkili iyot ve kemik gelişiminde rol oynayan kalsiyum yetersizliklerinin görüldüğü bildirilen açıklamada, dünyada her yıl doğan 6 bebekten 1'inin, 2 bin 500 gramın altında ve düşük doğum ağırlığı ile doğduğu, bu oranın Türkiye'de yüzde 10-12 arası olduğu belirtildi.

1-2 kaşık çökelek

Düşük doğum ağırlığının en önemli nedenlerinden birinin, hamile kadınlarda görülen beslenme bozuklukları olduğu kaydedilen açıklamada, anne adaylarına şu uyarılar yapıldı:

“Normal zamanda yediklerinize ek olarak, her gün en az 2 su bardağı kadar süt veya yoğurt tüketin. Bu besinlerin yerine 2-3 kibrit kutusu kadar peynir veya 1-2 kaşık çökelek de tüketmeniz yararlı olacaktır. Çiğ süt ve bundan yapılan peynirler zararlı mikropları içerdiğinden pastörize süt ve bu sütlerden yapılan peynirleri tercih edin.

Normal zamanda yediklerinize ek olarak, bir adet yumurta veya yumurta kadar et, tavuk, balık, bu besinler tüketilemiyorsa kurubaklagil yemekleri, mercimekli veya nohutlu çorbaların tüketilmesine özen gösterin. Vitaminler açısından zengin olan taze sebze ve meyveleri her öğünde düzenli olarak tüketmeye çalışın. Azar azar ve sık aralıklarla beslenin. Uzun süre aç kalmayın.

Yemeklerde sıvı yağları tercih edin. Gün içinde zeytinyağı da tüketmeye özen gösterin. Fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillerin yanında, C vitamini açısından zengin bol limonlu salata, taze soğan veya meyve tüketin. Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanın.”

Gebelikte aşermenin hormonal etkiler sonucu gerçekleştiği kaydedilen açıklamada, “Bu nedenle canınızın her çektiği yiyeceği değil, vücudunuz için gerekli olanları, ölçülü şekilde tüketin. Gebeliğiniz boyunca her ay 1-1.5 kg olmak üzere, toplam 7-14 kg alacak şekilde ağırlık artışınızı kontrol edin” denildi.

Açıklamada, hamilelerin, kesinlikle sigara ve alkol kullanmamaları, sigara içilen ortamlardan uzak durmaları gerektiği vurgulandı.

ham_le.jpg

HAMİLELİKTE YOLCULUK

Gebeliği normal seyreden hastalarımız için gebelikte uçak yolculuğu tehlikeli değil, bilakis en emniyetli yolculuktur. Bu satırların okunduğu anda bile binlerce gebenin uçakla yolculuk yaptığını bilmemiz gerekir.Peki, hamileliğin kaçıncı haftasına kadar uçak yolculuğu yapmak sakıncalı değildir?

Pek çok uçak şirketinin, gebeleri doğum tarihine 7 gün kalaya kadar, bazılarının 2 hafta, bazılarının ise 4 hafta kalana kadar kabul ettiğini bilmemiz gerekir. Bu konuda en hassas olması gereken uçak şirketleri bilimsel gerçeklere dayanarak kendilerine bu kısıtlamayı getirmişlerdir. Görüldüğü gibi bu kısıtlama, gebelikte uçmanın en azından doğum tarihine 4 hafta kalıncaya kadar sakıncalı olmadığını gösteriyor.. Bu konuda bilimsel dünyanın en büyük otoritesi sayılabilecek Amerika Birleşik Devletleri Kadın Hastalıkları Doğum Birliği de uçakla uçmanın doğum tarihine 4 hafta kalıncaya kadar izin verilebilir olduğunu belirtmiştir.
Bütün gebelik süresi 40 hafta olarak kabul edilmektedir ve dolayısıyla Amerikan - Kadın Doğum Derneği 40 haftanın ilk 36 haftasında uçmanın emniyetli olduğunu söylemiştir.

Gebeliğin ilk 3 ayında uçak yolculuğu yapmak düşük riskini arttırır mı?

Yapılan çalışmalarda gebeliğin ilk 3 ayındaki uçuşlarda düşük riskinin artmadığı defalarca ispatlanmıştır.

Uçakla seyahat edildiği zaman ne gibi fiziki değişimlerle karşı karşıya kalınır?

Türkiyede şehirlerarası ve yurt dışı uçakları, uçak içi basıncı ayarlı jet uçakları ile yapılmaktadır. Bu uçaklardaki kabin içi basıncı yaklaşık 2000-2500 metre yüksekliğe ayarlıdır. Yani uçakla uçtuğumuzda Uludağdaki kayak merkezlerinin bulunduğu seviye civarında bir basınçla karşı karşıya kalırız. Bu basınç, ülkemizde Doğu Anadoludaki pek çok şehirdeki yükseklik veya Uludağa giden hamilelerimizin bulundukları yükseklikteki basınçla eş değerdedir. Nasıl ki, gebelere Uludağa gitmeyin veya Erzurumda oturmayın diyemiyorsak, uçakta da basınç yüzünden binmeyin diyemeyiz. Bu yükseklikler gebeler için sakıncalı değildir.

Ekonomi sınıfı sendromu dediğimiz bu hastalığı önlemek için gebelerin uzun süreli oturmamalarını ve en az 2 saatte bir ayağa kalkarak, uçakta ise koridorda ileri-geri yürümelerini önermekteyiz. Ama aynı sakınca otomobiller için de geçerlidir. Otomobillerde de en az 2 saatte bir durarak otomobilden dışarı çıkmak ve biraz yürümek faydalıdır. Keza trenlerde de en az 2 saatte bir ayağa kalkıp, koridorda yürümek gereklidir. Türkiye içi uçuş süresi 2 saati bulmadığı için Türkiye içi uçaklarda bu tarz bir önleme gerek yoktur.


Gebelikte İmmünizasyonlar(Aşılama)

İmmünizasyon: Yapay olarak hastalıklardan korunmanın sağlanması ya da bağışıklık oluşturulması işlemidir.Bu işlem aktif yada pasif olabilir.

*Gebelerin aşılanmasındansa doğacak çocukların hastalıklarının önlenmesi için“gebelik öncesinde bağışıklama”tercih edilmelidir.

*Gebelik döneminde aşı uygulamasından “mümkün olduğunca” kaçınılmalıdır.
*İçerdiği fetal risklere ilişkin bilgimiz sınırlı olduğundan, gebelik sırasında aşılamayı iyi tanımlanmış, “yüksek riskli durumlar”la sınırlamak gerekir.

İDEAL OLARAK; doğurganlık çağındaki tüm kadınların gebelik öncesinde;Kızamık,Kızamıkçık,Kabakulak,Tetanoz,Difteri,ve Poliomyelite karşı “aşılanmış olmaları” gerekmektedir.

Gebelikte;Rubella;”konj.rubella sendromu”

Kızamık: Yüksek “spontan düşük”,“preterm doğum” ve “maternal morbidite”

Tetanoz ;toksin’in transplasental geçişi sonucu “neonatal tetanoz” oluşturma riski ile gebeliği komplike eder.

Bir gebeyi aşılamadan önce; belirli bir hastalıkla karşılaşma riski ve yatkınlığı, gebe infekte olursa, kendine ve fetusa olan morbidite ve riskleri ve aşının bizzat kendisinin fetusa riskleri gözönüne alınmalıdır.

Seyahate ilişkin aşılanmalarda; epidemik ya da endemik bölgeye yapılacak seyahatler mümkünse doğuma kadar ertelenmelidir.

Özellikle,canlı aşı,yapılanlara, immunizasyondan sonraki üç ay içinde gebe kalmamaları söylenmelidir.
Gebelik döneminde aşılamanın önemli amaçlarından biriside yenidoğanın pasif immünizasyonla korunmasını sağlamaktır.H.İnflenza tipB ; Pnömokok;Gonococ gibi bazı yenidoğan enfeksiyonlarının standart antibiyotik tedavilerine dirençli olabilmesi ve bu enfeksiyonların akut ve hızlı gidişi; immünizasyon olayının önem kazanmasının ana sebeplerindendir.Örn:H.İnfluenza Tip B’e karşı aşılanan gebelerin bebeklerinde antikor düzeyi aşılanmamış olanlara göre 8-100 kat fazla saptanmaktadır

Aşı ve serum uygulanması zorunlu ise fetusa zarar verme olasılığının daha az olduğu bilinen “2 ve 3. Trimestirler” de uygulanmalıdır.Amaç teratojenite ile ilişkili kuşkuları en aza indirmektir

Gebelik sırasında istenmeden aşılanan bir kadın “terapötik abortus(tahliye) adayı” değildir.

İmmun yetmezlikli ve aşı komponentlerine karşı aşırı duyarlılık gösteren gebeler aşılanmamalıdır.

Her gebede mutlaka “HBsAg taraması” yapılmalıdır.Çünkü;gebelik,HBİG verilmesi ve HBV aşılaması için bir kontrendikasyon teşkil etmez!

Kombine Tetanoz ve Difteri toksoidi gebe kadınlara rutin olarak önerilen tek immünobiyolojik ajanlardır

Kombine veya tek antijenli olsun, Kızamık;Kabakulak;Kızamıkçık(MMR) aşıları gebelik boyunca kontrendikedir.

Gebelikte yanlışlıkla”rubella aşısı” yapılan annelerin hiçbirinin çocuğunda teorik risklerine rağmen(%4,9), “konjenital rubella sendromu”na rastlanamamıştır!(%0)Bu nedenle rubella aşısı yapılanlarda gebeliğin sonlandırılması önerilmemektedir.(Burgess MA Med J aust1992,156:824-25)Ancak yenidoğanların %2’sinde rubellanın serolojik bulguları saptanmaktadır.Gebeliği sonlandırılanlarda ise embryodan izolasyon şansı %4’dür.)

MMR aşıları ve diğer canlı aşılar gebe kadınların evdeki çocuklarına yapılabilir.Çünkü yakın zamana dek,canlı aşı ile aşılanmış bir kimseden virüs bulaştığına dair bir kanıt halen elimizde yoktur.Bu nedenle canlı aşı yapılmış kişilerle gebelerin temasında sakınca yoktur.Bu kişiler virüsü yayarlar ancak bunun bulaşıcılığı yoktur.

GEBELİKTE İMMÜN SİSTEM

Gebelerde histokompabilite antijenlerine karşı immünitede bir azalma sözkonusudur.

Trofoblastik kökenli ve desiduada yerleşen maternal lökositlerden salınan bazı maddeler Sitotoksik T h. Yapımını azaltarak süpresor T h. ‘in sayısını artırmaktadırlar.

Gebelerde enfeksiyonlara karşı direnç azalmıştır ve immün yanıtta bir düşüş söz konusudur. Bunun nedeni bir allogreft olan fetusun bir yabancı doku olarak dışarı atılmasının önüne geçmektir.Örn. Gebelerde T helper h.’nin normal düzeylerine dönmesi postpartum(doğum sonrası) 5. ayı bulmaktadır.

Anneden fetusa IgG geçişi başlıca 3. Trimestrde gerçekleşir.Fetal T lenfosit aktivasyonu Timusun devreye girdiği 12. Haftadan sonra başlar.

Fetal plazma h.de IgM ve IgG sentezi 20.haftada;IgA sentezi 30. Haftada başlar.Erişkin düzeylerine sırasıyla 1.,8.,11.yaşlarda ulaşırlar.

Oral uygulanan aşılarda primer olarak IgA ve IgG yanıtı oluşurken;parenteral aşılarda IgM ve bunu izleyen IgG yanıtı oluşur.

HANGİ DURUMLARDA AŞI YAPILIR?

Sarı humma,oral poliomyelit,tifo,hepatit gibi belli infektif hastalıkların epidemik veya endemik olduğu bölgelere seyahat durumlarında;

İnfluenza,pnömokok(özellikle-splenektomili- gebeler) gibi infeksiyona bağlı morbidite riskinin yüksek olduğu durumlarda epidemi sırasında bu ajanlara maruz kalma olasılığında;

Mesleki bir tehlike olarak Hepatit B gibi infeksiyöz ajanlarla temas olasılığında ve endike olduğunda gebelere yapılabilir.

Kuduz gibi ciddi bir infeksiyöz hastalığa kaza ile maruz kalma hallerinde yapılır.Allerjik ve nörölojik yan etkiler saptanmıştır.

Daha önce hiç aşılanmamış ya da on yıldan daha eski aşı olmuş kadınlara tetanoz, toksoidinin rutin verilmesi gerekir. Difteri:Temas-sonrası,profilakside kullanılmamalıdır.At serumu olup allerji riski vardır

VZV immunglobulini: Doğumdan 5 gün öncesi ve 2 gün sonrasına kadar suçiçeği geçirmiş olan annenin bebeğine mutlaka yapılmalıdır. (125 Ü/10kg. max: 625Ü)

VZV aşısı ise (varivax) gebelere kontrendikedir!

nKronik kardiopulmoner hastalık, diabetes mellitus veya HIV infeksiyonunda,immün yetmezliklerde olduğu gibi pnömokok infeksiyonu veya inflüenza gibi “aşıyla önlenebilir” hastalıklara yatkınlığın artışı durumlarında aşı yapılmalıdır.

GEBELİKDE AŞILAMANIN KONTRENDİKASYONLARI

Akut ateşli hastalık:Canlı ya da attenue aşılarla aşılama da aşının içerdiği antijenle hastalık belirtileri artabilir.Bu nedenle ateşli hastalık geçene değin aşılanmamalıdır.

İmmün yetmezlikler:KT veya RT alan hastalar,immunosupresyonlu hastalar,steroid alan hastalarda vs. artmış viral replikasyon nedeniyle şiddetli enfeksiyon bulguları oluşabilir.Ayrıca transplasental yolla fetal enfeksiyonlar oluşabilir.Bu nedenle aşılama kontrendikedir.

ÇEŞİTLİ AŞI TİPLERİ ve GEBELERDE KULLANIMLARI

Bugün için birkaç çeşit immunizan ajan vardır. Bunlar arasında, immunglobulin preparatları, antitoksinler, canlı aşılar, ölü aşılar, rekombinant aşılar,antiserumlar,polisakkarit-aşılar,toksoidler vardır.

İmmünglobulinler,antitoksinler,antiserumlar pasif immunite verirken, geri kalan aşı tipleri konakta immun yanıtın üretimini başlatarak etkili olurlar.Pasif immünizasyonun gebelikte kullanımı açısından hiçbir kontrendikasyon yoktur.Ancak allerjik reaksiyon olasılığına dikkat edilmelidir.

1-CANLI AŞILAR

Bunlar; bulaşıcılığı ile enfeksiyon oluşturma özelliği azaltılmış
(attenüe) kökenlerden hazırlanırlar.

Adeno virus tip 4 ve 7: Seferberlik

Poliomyelit (Sabin) : Daha önceden
immunize olmuş bireyler için poliyemiyelite karşı acil korunma; endemik veya epidemik bölgelere seyahat

Sarı humma 17 D Aşısı(D grubu):Tek doz/sc/10yıl etkili. Endemik bölgelere seyahat. Temas kaçınılmaz olmadıkça kontrendikedir.

Kızamık :Kontrendike(X grubu); yatkın kadınlara doğum sonrası aşılama.Temas sonrası profilaksi gereklidir.Tek doz/i.m/kalıcı etkilidir.Gebelikte artmış prematürite riski ve belirgin morbiditesi(Konj. Malformasyon,enf) vardır. Ancak Literatürde aşı sonrası fetal hasar bildirilmemiştir.Yakın zamanda yapılan epidemiyolojik çalışmalar perinatal kızamık ile Crohn hastalığı gelişmesi arasında bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir, ancak ülseratif kolitle ilişkili değildir.

Kızamıkçık:Kontrendike.(X Grubu)Yatkın kadınlara doğum sonrasıaşılama yapılır.Konsepsiyon öncesi 1;sonrası 4 haftaya kadar fetal risk en fazladır.Tek doz/sc/kalıcı etkilidir.

Kabakulak:Kontrendike(X grubu).Tek doz/i.m/kalıcı etkilidir.Orta derece morbidite(Orşit,parotitis)

Bacillus Calmette-Guerin(C Grubu)Canlı attenüe bakteri aşısıdır.Aktif tüberkülozlu kişilerle temasın önlenemediği durumlar dışında tavsiye edilmez.

Veba Ev 76 aşısı:Laboratuar işçileri; insan hastalığı olan bölgelere seyahat

Çiçek aşısı(X Grubu):Gebeliğin 3-24 hf arası aşılama, fetal ölümle sonuçlanır.Kontrendikedir.

Tularemi: Canlı attenue bakteri aşısı olup fetal risk bilinmemektedir. Riskli kişiler, temas öncesinde gebelik göz önüne alınmaksızın aşılanmalıdır.Erişkinde ve gebede şiddetli morbidite nedenidir.

2- ÖLÜ AŞILAR

§TİFO;PARATİFO A ve B(C Grubu) ;Öldürülmüş bakteri.Fetal risk ? Temas &endemik bölgeye seyahatlerde endikedir.

KOLERA (C Grubu); Epidemik bölgelere seyahatte gerekebilir.1 hafta arayla 2 doz /im &s.c/6 ay etkilidir.Gebelikde özellikle 3. Trimestrde belirgin morbidite ve mortalite nedenidir.Aşı %50 etkilidir. 6 ay sonra yinelenmelidir.

VEBA(C Grubu): Ölü bakteri aşısıdır.4 hafta arayla 3 doz i.m ya da s.c yapılır.6 ay süreyle etkilidir .Temaslı kişilerin selektif aşılanması ayrıca insan hastalığı olan bölgelere seyahat durumlarında yapılmalıdır.Aşının fetus üzerine etkisi olmadığı sanılmaktadır.

TİFÜS;Q HUMMA AŞISI;H.İNFLUENZA AŞISI;

KUDUZ AŞISI(C Grubu): Kuduzluhayvanlatemasda; profilaksi zorunludur.%100 fataldir.0,3,7,14,28. Günlerde 5 doz aşı+Ig/i.m/2 yıl koruyuculuğu vardır.(Birlikte tetanoz aşısıda yapılmalıdır.) Gebelik profilaksi endikasyonunu değiştirmez!

POLİOMYELİT SALK AŞISI(C Grubu) : Endemik veya epidemik bölgelere seyahat hallerinde önerilir. Fetal risk bilinmemektedir?

İNFLUENZA(C Grubu):Ölü virüs aşısıdır. Kronik kardiopulmoner veya renal hastalık; diabetes mellitus; hemoglobinopati; immun yetmezlik.6-8 hafta arayla /2 doz/i.m/1 yıl etkilidir.Epidemilerde gebelikte morbidite artar.Aşının fetusa etkisi yoktur.İnfluenza enfeksiyonu ise abortus riskini arttırır.Yüksek riskli tıbbi durumları olan hastalar ve influenza mevsimi başladığı zaman birinci trimesterde olacak olan gebelerdeimmunizasyon geciktirilmemelidir ,önerilmelidir .

-Tifoid:Endemik bölgelere seyahat durumlarında yapılır.

-Meningokok ve pnömokok aşısı(C Grubu):Her ikiside polisakkarit aşı olup tek doz im. olarak yapılırlar.Yan etkiler nedeniyle rapelden kaçınılmalıdır.Fetüs üzerine etkileri olasılıkla yoktur? Meningokok aşısı kalıcı;pnömokok ise 5 yıl etkilidir(Özellikle asplenik hastalarda uygulanmalıdır.)

-Inaktive Virüs Hepatit A: Öldürülmüş virüs aşısıdır.Endemik bölgelere seyahat edecek olan önceden aşılanmamış kişiler; laboratuar işçileri


-Hemofilus b konjugat aşısı:(C Grubu) Polisakkarit-protein aşısıdır.H.influenza tip B+Difteri+Neisseria M. Serogrup B aşılarını içerir.3. Trimesterde neonatal pasif immünizasyon oluşturmak için verilebilir.Yenidoğanda bir yan etki gözlemlenmemiştir.

3- TOXOİD ve REKOMBİNANT AŞILAR

Toksoidler kimyasal araçlarla non-toksik hale getirilmiş ancak hala konakta immun yanıt oluşturacak kapasitede bakteriyel ekzotoksinlerdir.

Rekombinant aşılar inaktive virüsler olarak kabul edilir, fakat bir infeksiyöz ajanın özel bir protein içeriğinin genini maya mantarı içine sokmak suretiyleüretilirler. İstenen protein daha sonra mantar tarafından üretilir ve ürün saflaştırılarak bir aşıda antijen olarak kullanılır. Ticari rekombinant aşılar arasında iki Hepatit B aşısı vardır, Engerix-B ve Recombivax HB.

nTetanoz ;Difteri;(C Grubu) İmmünoglobulinler: Primer aşılama; rapel.Temas sonrası profilaksi zorunludur.1 ay ara ile 3 doz yapılır/ i.m /10 yıl etkilidir.Hastalığın gebelikte şiddetli morbiditesi vardır. %10 fatal seyreder.Fetusta neonatal tetanoz yapar %60 fataldir.Aşının fetusa etkisi:İlk trimestrde kullanımı ile ilgili olarak Pektus ekskavatus ve pes ekinovarus deformiteleri bildirilmiştir.Riskli gebelere aşı önerilmektedir.

nHepatit B aşısı :(C Grubu)Formalinle işlenmiş rekombinant saf viral antijendir.Yüksek riskli kadınlarda temastan önce ve sonra proflaksi(0,06 mlkg HBV immünoglobulini temastan hemen sonra ve 30 gün sonra 2 kez yapılır.);taşıyıcı annelerden doğan bebekler aşılanmalıdır.Emziren annelerde de güvenle verilebilir.

-Hepatit A aşısı : Temas öncesi ve sonrası profilaksi(preparatı: HAVRİX)Rekombinant aşıdır. IG'i 0.02 mL/kg olarak temastan sonra mümkün olduğunca çabuk verilmelidir ve iki haftadan fazla gecikilmemelidir. IG ile pasif immunisazyon hepatit A insidansını yaklaşık %90 azaltır. Gebe kadınlara sadece gerçekten ihtiyaç olduğunda verilmelidir. Primer immunizasyon deltoid bölgeden IM verilen 1 mL'lik tek dozdan oluşur; gerekirse 6-12 ay sonra rapel enjeksiyon yapılır.

-Varisella: Kontrendike.Temas sonrası profilaksi; doğumdan beş gün önce veya iki gün sonra suçiçeği çıkaran annelerden doğan bebekler

-Canlı Bakteri ve tularemi:Tavşanla uğraşanlar, laboratuar işçileri
-Tifoid : Kronik taşıyıcılarla ev teması; endemik bölgelere seyahat,
-Pnömococ kapsül aşısı
-Grup B streptokok aşısı:(C Grubu)
Neonatal enf. Gelişimini önlemek için yapılan polisakkarit aşıdır.Hiçbir yan etki görülmemiştir.
-Japon ensefaliti : Endemik ve epidemik bölgelere seyahat
-Boğmaca (Bütün hücre): Tavsiye edilmez; hastanelerde salgın kontrolu için kullanılmıştır
-Boğmaca (asellüler) : Şu an için tavsiye edilmez ancak sonunda immunitesi kaybolan gençler ve erişkinler için rapel için kullanılabilir.
-Tifoid: Kronik taşıyıcılarla ev teması; endemik bölgelere seyahat
-Toxoidler;Antrax : Laboratuar işçileri, veterinerler, hayvan kürkü ve derisi ile çalışanlar
-Hiperimmun Insan Sitomegalovirüs: Organ nakli yapılan hastalarda primer infeksiyonun önlenmesi veya zayıflatılması
-At serumu :İnfeksiyon tedavisi
-Botulizm : İnfeksiyon tedavisi
-Difteri: İnfeksiyon tedavisi

PASİF İMMÜNİZASYON
1-HİPERİMMÜN SERUMLAR
2-İMMÜNOGLOBULİNLER

-İnsan veya hayvan immunglobulinleri çoğunlukla IgG içerir ve hastalığı önlemek ya da ciddiyetini azaltmak için antikor titresinin hızla yükselmesini sağlar.

Antikor titrelerindeki yükseliş geçicidir. Verilen insan IgG'sinin yarı ömrü 2-30 gün iken hayvan IgG'sininki 8-15 gündür.
-İnsan immunglobulinleri (homolog antiserum) gebeliğin her aşamasında kullanılabilirler.
Hayvan immunglobulinleri (heterolog antiserum) anneye anafilaktik şok riski taşır ve her türlü önlem alınarak kullanılmalıdır.Serum hastalığına neden olabilir.
Allerjisi olduğu bilinen kişilere serum hastalığı riski nedeniyle test yapılmadan immünizasyon uygulanmamalıdır.
-Reaksiyonlar:Akut anaflaksi,şiddetli sırt ağrısı,dispnea,KVS kollapsı,serum hastalığına bağlı ölüm.İnsan gamaglobulini bu reaksiyonlar açısından daha az risklidir.
-Rh-immünoglobulini(300Mikrogram) 12mlfetomaternal kanamayı nötralize eder.
-Tetanoz profilaksisinde 250-500 U;tedavide 3000-6000 U i.m olarak verilir.İnsan immünoglobulini olup toxoidle eş zamanlı olarak farklı bölgelerden uygulanmalıdır.
-Canlı bakteriyel veya viral aşılar daha az virulan suşlar içerirler. Genellikle gebelikte kontrendikedirler, çünkü fetusu infekte edebilirler.
-Ölü aşılar kimyasal olarak ya da termal olarak inaktive edilmiş bütün ya da parsiyel virüs veya bakterilerden oluşur.
-Rekombinant aşılar inaktive virüsler olarak kabul edilir, fakat bir infeksiyöz ajanın özel bir protein içeriğinin genini maya mantarı içine sokarak üretilirler. İstenen protein daha sonra mantar tarafından üretilir ve ürün saflaştırılarak bir aşıda antijen olarak kullanılır.

-Hiperimmun Insan Sitomegalovirüs: Gebe kadının primer enfeksiyonu %40 fetusu enfekte eder.

CMV-IVIG organ alıcısı olan immunosüprese kişilerde primer CMV hastalığının önlenmesi veya hafifletilmesi için kullanılır. Gebelikteki kullanımıda bu indikasyonla sınırlıdır.
İnsan CMV immunglobulini (CMV-IVIG, CytoGam) diğer IVIG preparatlarından 5-8 kat daha fazla CMV nötralizan antikor titresi olan bir immunoglobulin preparatıdır.







SAYFA BAŞINA DÖNMEK İÇİN tıklayınız...

catwave.gif

randevulariniz@drilkergunyeli.com
sorulariniz@drilkergunyeli.com
ozelsorulariniz@drilkergunyeli.com
onerileriniz@drilkergunyeli.com
ilkergunyeli@hotmail.com,
drilkergunyeli@gmail.com
ilkergunyeli@yahoo.com
drilkergunyeli@yahoo.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın