|
Op.Dr.İlker günyeli'nin DİYET KONUSUNDAKİ
GÖRÜŞLERİ??
Maalesef günümüzde diyet ve diyet ürünleri konusunda tabiri caizse "HER KAFADAN BİR SES ÇIKIYOR" Bu konuda önemli olan doğru bilgiler ve doğru yaklaşımları edinebilmek...
Diet: Kelime itibariyle insanın alması gereken besin miktarını kısıtlaması ve bu kısıtlamayı organizmaya diretmeye çalışmasından ibaret bir kavramdır. Diyet gibi, diyet ürünleri de birçok kaygı verici sonucu doğuruyor. Bir düşünün bakalım, eskiden bir simitle normal(şekerli) Coca Cola yı içtiğiniz, hatta üstüne afiyetle bir tatlı yediğiniz günlerde kilo probleminiz yoktu; Ne zaman ki diyet Cola'ya ve yiyecek kısıtlamasına başladınız o zamandan itibaren kilolar sizin peşinizi bırakmamaya başladı öyle değil mi? Çünkü diyet kola içtiğiniz için yemeği 2 kat yediniz yada daha kalorili bir tatlıyı mideye indirdiniz.. Ve ne zaman ki kilolar artmaya başladı ise organizmaya her seferinde daha katı ve sert yöntemlerle "hayır yemeyeceksin!!" sözünü direttiniz .. Ve sonuçta... Her yeni başladığınız diyete bir öncekinden 3-5 kg daha fazla bir yükle devam ettiniz.
Aslında sorun neydi biliyormusunuz?? Baskı yapmaya çalıştıgınız ve emir altına almaya çalıştığınız kendi organizmanız olup her zaman bu savaşı kazanan o oldu!! Çünkü diyet bir kısıtlamadır: Siz organizmanın ihtiyacını 1 gün kısıtlarsınız, 2 gün kısıtlarsınız ama sonunda o size öyle bir oyun oynar ki her seferinde ona yenilerek; pişmanlıklar ve yeme epizodları birbirini kovalaaar gider!! O yemek yemediğiniz günler, çikolatalar ve tatlıları bir oturuşta nasil yediğinize siz bile şaşırırsınız.
Haaa bide çevrenize bir bakın nerde diyet yapmayan,nerde kilo alamamakla yakınan birisi varsa diyet ona o kadar uzaktır.. İşte bu kişiler diyet sektörü ve firmalarının hiç de hoşuna gitmeyen, hatta onların en sevmedikleri tüketici prototipidir. Herkez onlara imrenir nasil böyle oluyorsun? Ben herseye dikkat ettiğim halde kilolarımdan neden bir türlü kurtulamıyorum ?? diyen bir çok insan...
Çözüm aslında basit; Sizin bir an önce kendi organizmanızla savaşı bırakıp (her seferinde yenileceğinizi önceden kabul ederek) onunla uyum içinde yaşamınızı idame ettirmek.. Bunu nasıl yapacağız? Öncelikle bilinmesi gereken; vücut için kısıtlama(diyet) her zaman olağanüstü durum olarak algılanmakta ve vücudumuzda "savaş çanları" çalmaktadır . Bunun sonucunda organizma yıkımı azaltmakta ve zor günler için depolamaya başlamaktadır.(Anabolizan etkiler) Siz kısıtladıkça aynı oranda depolama güdüsüde buna paralel olarak artmaktadır.Yani organizmaya ondan bişey saklamadığınızı ve kısıtlamadığını göstermek, kilo kontrolunun ilk aşamasıdır. Kişi ihtiyacı oldugu kadar herşeyden yemeli sadece fazlasından sakınmalıdır; Su diyeti,sebze diyeti ,patates diyeti gibi sacmalıklardan bir an önce kurtulup dengeli,bol çeşitli ve sebze ağırlıklı beslenilmelidir.Önerim şu canınız o an ne çekiyorsa az miktardada olsa yiyin. Diyet ürünlerinden şiddetle kaçının. Normal kola ile yenen bir poğaçadan sonra birşey yemek istemediğinizi, oysa diyet koladan sonra 1,5 porsiyon iskender yediğinizi farkedeceksiniz ve bu yanlışınızın ayırdına varacaksınız. Hayatınızdan sebze,meyve ve bol suyu esirgemeyin.Böylece özellikle bayanlarda cildin daha güzel olduğunu,idrar yolu iltihaplarının azaldığını,daha az kilo aldıklarını hatta gebelikte bile erken doğumların azaldığını görebilirler. Her tür besinden,sebze ve meyveden dengeli oranda beslenerek özellikle de "beyninizi aç bırakmayarak" ki bunu için canınızın çektiği bir gıdadan(örn baklava, kebap vs) az miktarda da olsa -doymadan- yiyerek o gıdaya karşı açlık oluşturmamış olursunuz vücutta. Bu durum, bir çeşit, beyne açlık durumu,yani savaş durumu olmadığını vurgulayan bir yansımadır..
Saygılarımla...
Op.Dr.İlker GÜNYELİ
www.drilkergunyeli.com
KİLO ALMAMANIN ALTIN KURALLARI
Kilo almamanın altın kuralları
Dünya Sağlık Örgütü'nün, yüzyılın ''patlama derecesinde hızla yayılan ve tedavi edilmesi zorunlu bir hastalık'' olarak benimsediği şişmanlığı önlemek sandığınızda daha kolay...
Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Candeğer Yılmaz'ın önderliğinde Ege Obez Hasta Derneği tarafından, sağlıklı beslenmenin altın kuralları bir kitapta toplandı.
Beslenmenin, karın doyurmak veya istenilen şeyleri yemek değil, insanın sağlıklı olarak yaşayabilmesi için gerekli öğeleri vücuduna alması şeklinde tanımlandığı kitapta, özetle şu davranış biçimleri önerildi:
''Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin.
Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonları için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saat daha az TV seyredin.''
''YEMEĞE KÜÇÜK, SALATAYA BÜYÜK TABAK''
Yemek yemeyle ilgili değiştirilmesi istenen davranış biçimleri sıralanırken da az ve sık yenilmesi, öğün atlanmaması önerildi. Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.
Öğünlerde gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerin yapılmaması gerektiği belirtilen kitapta, bol su içilmesi, açık büfelerden kaçınılması istendi, ''Mutfağa fazla zaman ayırmayın, işiniz bitince oradan çıkın'' tavsiyesinde bulunuldu
Özellikle kadınları ilgilendiren alışverişle ilgili önerilerinde ise ''Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran TV programları ve reklamları izlemeyin'' denildi.
Ayrıca etli-kıymalı yemeklere yağ konulmaması, kızartma-kavurma ve sostan kaçınılması ve evde tatlı yapılmaması önerileri de şişmanlamayı önleyici davranış değişiklikleri olarak sıralandı.
DİYET HATALARI??
Şişmanlık; vücut ağırlığının istenilenden fazla olmasıdır. Vücut ağırlığını, gıdalarla alınan enerji ile harcanan enerjinin birbirine eşit olmasıyla dengede tutabiliriz. Eğer alınan enerji harcanan enerjiden fazla ise vücutta fazla miktarda yağ depolanır ve bu da şişmanlığa neden olur.
Şişmanlığa; çok yemek yeme, fiziksel aktivitenin az olması, psikolojik bozukluklar, metabolik ve hormonal bozukluklar sebep olabilir. Bunlar arasındaki en büyük etmen de çok fazla yemek yemektir. Zayıflamak için kişinin harcadığı enerjinin, aldığı enerjiden daha çok olmasına dikkat etmeli ve fiziksel aktivitesini artırmalıdır.
Bireyin zayıflamaya karar verdikten sonra bazı kurallara dikkat etmesi gerekmektedir:
İlk etapta birey, diyette başarılı olmak istiyorsa beyin olarak diyete hazır olup olmadığını düşünmelidir. Eğer kişi buna hazır değilse diyeti tam olarak uygulayamayacak, kaçamaklar yapacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Başarısız oldukça da umutsuzluğa düşecektir.
Bireyin hedeflerini, yani kaç kilo vereceğini ve bu kiloyu ne kadar sürede verebileceğinin belirlenmesi gerekir. Kişi hiçbir zaman kısa sürede kilo kaybetmeyi planlamamalıdır. Bu şekilde uygulanan diyetlerle belki hedeflere ulaşabilir. Fakat daha sonra koruma safhasına geçildiğinde başarılı olunamaz. Hatta birey diyet yapmaya başladığı kilonun da üzerine çıkabilir.
Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyet uzmanı tarafından, o kişinin beslenme alışkanlıklarına, yaşına,cinsiyetine, iş koşullarına, bazal metabolizma hızına ve sağlık problemlerine (yüksek kolesterol, tansiyon, diyabet) uygun diyet programı belirlenmelidir. Herkesin aynı diyeti yapması söz konusu olamaz. Her bireyin kişisel özellikleri farklı olacağından diyete vereceği cevap da farklı olacaktır.
Kimi sağlıklı bir şekilde kilo verirken diğer bir kişi hiç kilo veremediği gibi metabolizmasına uygun olmadığı için birçok, geri dönüşü zor sağlık problemleri ile karşılaşabilir.
Diyette öğünler, azar azar ve sık tüketilecek şekilde düzenlenmeli, öğün atlanılmamalıdır. Genelde diyet yapan bireyler tüm gün boyunca aç kalıp, metabolizmalarını zayıflatırlar ve metabolizmanın en zor çalıştığı akşam saatlerinde çok daha fazla yemek tüketirler, buna paralel olarak hızlı bir şekilde kilo alırlar. Akşam yemekleri en geç 19.00-19.30 saatleri arasında yenilmelidir.
Diyetler genelde 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde düzenlenir. Fakat ana öğünler kadar önemli olan ara öğünler her zaman ihmal edilir ve atlanılır. Kan şekeri, kişi öğününü tükettikten 2-2,5 saat sonra yavaş yavaş düşmeye başlar ve böylece açlık hissi doğar. Buradaki ara öğünlerin amacı da kan şekerinin düşmesini ve açlık duyulmasını engellemektir. Bu nedenle de ara öğünlere gereken önem verilmeli.
Diyet içersinde, her besin grubunda bulunan besinler dengeli bir şekilde dağıtılmak koşulu ile bulunmalıdır. Tek tip besinlerle yapılan diyetlerin çoğu en başta kilo kaybetmeyi sağlamakta fakat başlangıçtaki hızlı kilo kaybından sonra eskisinden daha çok kilo alınmasına neden olmaktadır.
Diyet sırasında en az 2 - 2,5 litre su içilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise, bu miktarın üzerinde içilen su böbrekleri gereksiz yere çalıştıracaktır. Sular yemeklerden önce içilmeli yemek arası veya yemekten hemen sonra içilmemelidir.
Diyet sırasında koşullar el verdiği sürece spor yapmalıyız. Ne yazık ki günümüz şartlarında spora pek vaktimiz kalmıyor. Bu nedenle günlük hayatta mümkün olduğunca hareketli olalım. Mesela yürüyen merdivenler ve asansörler yerine merdivenleri, çok yakın mesafelerde yürümeyi tercih edelim. Genelde beyaz ekmek tüketenler diyet sırasında kalorisi azalacağı düşüncesi ile ekmeği kızartırlar.
Fakat bu şekilde sadece ekmekte su kaybı olurken, kalorisinde hiç bir değişiklik olmamaktadır. Aynı zamanda bu uygulamayla protein kaybı da söz konusudur.
Yine aynı şekilde sabahları aç karnına içilen sıcak su veya limonlu su gibi içeceklerinde vücuttaki yağları erittiği düşülür. Bunların vücuttaki yağları eritmek gibi fonksiyonları yoktur ama aç karnına içilen bu içecekler bağırsakları harekete geçirir ve kabızlığı ortadan kaldırır.
Meyve ve sebzelere diyette çok daha fazla önem verilmelidir. Bu besinler vitamin ve mineral açısından oldukça zenginlerdir. Aynı zamanda posa içeriği yüksektir. Posa içeriğinin yüksek oluşu kişide kabızlık problemi varsa onun tedavisine yardımcı olurken bir çok sağlık probleminin de tedavisine yardımcı olacaktır.
Kepekli ekmek, meyve ve sebzeler gibi posa oranı yüksek bir besindir. Beyaz ekmek yerine tercih edilmesi birçok avantaj doğurur. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kan yağlarının dengelenmesinde, midede şişerek tokluk hissinin artmasında etkilidir. Aynı zamanda kalori değeri daha düşüktür.
Kalorisi düşük olduğu için içeriğinde tatlandırıcı bulunan ürünler diyet süresince fazlasıyla tercih edilir. Fakat bunlar zayıflama diyetlerine yönelik ürünler değillerdir. Bu ürünler (reçeller, çikolatalar, baklavalar... vb. ) diyabet (şeker) hastalığı olan insanlara yönelik geliştirilmiş ürünlerdir.
Yapılan en büyük hatalardan biri de zayıflama dönemi bittikten sonraki dönemdir. Genelde kilonun korunması gereken bu dönemde, diyete başlamadan önceki, şişmanlamaya neden olan kötü beslenme alışkanlıklarına geri dönüş yapılır.
Burada yapılması gereken, sağlıklı beslenme alışkanlığının bir yaşam tarzı haline getirilmesi ve diyet süresince belirlenen ilkelerin bu dönemde de benimsenmesidir.
Bu beslenme alışkanlıklarını benimsenmesinin yanında bazı davranış değişiklikleri de yapmak gerekir.
Örneğin; alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmamak, her zaman tok karnına alış veriş yapmak, Tabağı çok doldurmamak, Yemek yerken yiyecekleri çok çiğnemek ve gereksiz yere masa başında vakit geçirmemek, Fast-food türü besinlere, hamur işlerine ve tatlılara ağırlık verilmemek, gibi örnekleri geniş tutmak mümkündür.
|
|
|
|
|
ANA SAYFAYA DÖNÜŞ için tıklayın...
DİYET ALDATMACALARI
Kilo kaybettirdiğini iddia eden her öneriye kulak asmayın.
Zayıflamak için yapacağınız hatalar, vücudunuzda onarımı zor önemli hasarlara neden olabilir.
Kimimiz fazla kilolarından kurtulmak, kimimiz formunu koruyabilmek için yediğine içtiğine dikkat ediyor. Gazetelerde yayımlanan yazıları bir solukta okuyor, televizyonlardaki konuya ilişkin haberleri can kulağıyla dinliyoruz. Kimi zaman da kulaktan dolma bilgilerden medet umuyor ve işe yarayacağını sanarak, yanlış beslenme alışkanlıkları ediniyoruz.
Bu tür reçeteleri gözü kapalı uygulayanlar, birkaç kilo verebilmek uğruna sağlıklarını tehlikeye atma riski taşıdıklarını unutmamalı. Kalori değeri düşük besinlerle kısa sürede çok kilo vermek, beslenme düzenini sadece diyet ürünlerine dayalı hale getirmek, vücudumuzda ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Bu yüzden kilo verme konusunda doğru bilinen yanlışları öğrenmek şart. Diyete başlamadan önce bilgilerinizi kontrol etmeye ne dersiniz?
- Sıkı bir diyet sonrası mide küçülür ve bir daha asla büyümez.
Yalan! İnsanın midesi yediklerine göre büyüyüp küçülmez ki... Hatta hiçbir şey yemeseniz bile, şekli aynı kalır. Zayıflamak için yapılması gereken, yenilenlerin oranını denetlemek olduğu gibi kalori ölçümünü de yapabilmektir. Ancak o zaman başarılı olabilirsiniz.
- Zeytinyağı kilo aldırmaz.
Yalan ki ne yalan! Diğer yağlar gibi zeytinyağı da bir yağdır. Her yediğime istediğim kadar zeytinyağı katsam bile kilo almam diye düşünüyorsanız, yanlış yoldasınız. Kilo aldırmayacak tek şey, zeytinyağını salatalarda ve soğuk mezelerde az miktarda kullanmaktır.
- Karbonhidratı hayatımdan çıkardım!
Yanlış! Hiçbir gıdanın tek başına mucize yaratmayacağını unutmamalıyız. Tek bir gıdaya ağırlık vererek uygulanan diyetler sağlıksızdır. Son derece karmaşık işleyen vücudumuzun sağlıklı çalışabilmesi için aralarında karbonhidratın da yer aldığı farklı gıdalara gereksinim duyarız. Karbonhidratsız beslenirsek, vücudumuzdaki kan şekeri düşer ve vücut, kas içerisindeki karbonhidratları kullanmaya başlar. Vücut beraberinde su da kaybeder. Yani diyetinde karbonhidrata hiç yer vermeyen kişilerin kaybettikleri, yağ değildir. Oysa ki diyet yaparken, yağ kaybetmek önemlidir.
- Bu gıdalar birlikte yenmez.
Hadi canım! Özellikle son zamanlarda revaçta olan bu yöntemle, yani patates ile et, şeker ile yağ, makarna ile sulu yemek kilo yapar gibi tezleri benimseyerek beslenmenin, zayıflattığı doğrudur. Ancak gıda etkileşimlerini göz önüne alan beslenme şekillerinde, yiyecek seçeneği azalacağı için sağlık olumsuz etkilenir.
- Kırmızı et tüketmiyorum ama istediğim kadar tavuk yiyebilirim!
Bu da sıkça başvurulan yanlışlardan biri... Kırmızı eti öğünlerinden çıkarıp, yerine abartıya kaçarcasına beyaz et koyanlar var. Oysa tavuk da hayvansal gıdalar kapsamına giriyor ve kolesterol içeriyor. Bu nedenle hiçbir hayvansal besini sınırsız miktarda yememek gerekiyor.
- Zayıflamak için çok su içmeli.
Tamamen yanlış! Su hiç kimseyi zayıflatmaz. Ama açlığı bastırdığı doğrudur. Buna karşılık kilo verilmeye başlandığında bolca su içilir ki vücuttan rahatça toksinler atılabilsin.
- Komşumu zayıflatan diyet beni de zayıflatır.
Hayır, zayıflatmayabilir... Çünkü komşunuzun yaşıyla sizin yaşınız, beslenme alışkanlıklarınız aynı olmayabilir. Diyet listesinde yer alan ve onun sevdiği her besini siz sevmeyebilirsiniz. Bu durumda, daha işin başında başarısız olma ihtimali ortaya çıkar. Kaldı ki komşunuz 15 kilo vermek için diyet uygulamıştır; sizin ise sadece 5 kilo fazlanız vardır ve onun kadar sıkı davranmanız gerekmez. Kişilerin kalp, şeker, kolesterol gibi sağlık sorunları olabilir ve beslenme uzmanları bu sorunları göz önünde bulundurarak diyet programları uygularlar.
- Tek öğün ye, zayıfla!
Sakın! Sabah kahvaltısında ve öğle yemeğinde ağzına tek lokma koymayıp, hevesini akşam yemeğine saklayanlar bu alışkanlıklarından bir an önce vazgeçmeliler. Çünkü bütün gün aç kalıp, bir öğünle idare etmeye çalışmak, insanın kendini kandırmasıdır ve zayıflama değil tam tersi şişmanlığa yol açar.
- Çorba kalıcı zayıflamaya yardımcı olur.
Ne keşif ama! Su ve sebze bir arada. Sebzelerin de yüzde 80’i su zaten. Sonuçta böyle beslenmeye insan ancak 3-4 gün dayanıyor, bu sürede 1-2 kilo veriyor, sonunda sıkılıp kendini mutfağa atıveriyor. Sonrası malum. Gelsin börekler, çörekler... Böyle bir beslenme tarzının çok sağlıksız olduğunu söylemeye gerek var mı?
Kelebek
AÇ KALMAK ŞİŞMANLATIYOR!'!
Artık hepimiz diyetten ve zayıflamaktan bahseder hale geldik, ama çoğumuzun diyetten anladığı aç kalmak. Oysa diyet aç kalmak olmadığı gibi, tersine bir durum da söz konusu. Yani aç kalmak şişmanlamaya sebep oluyor.
'Diyet' kelimesi hepimizin ağzında ama kelimeye dair yanlış bir anlayış söz konusu: Diyetten, bahsedildiğinde, akla ilk gelenler az yemek ya da yememek gibi eylemler. Oysa diyetten kasıt sağlıklı bir beslenme şekli. İster şişman, ister şeker ya da kalp hastası, ister çocuk olun; diyetten kasıt sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kazanılmasıdır. Kişinin enerji ihtiyacının yüzde 55'i karbonhidratlardan, yüzde 15'i proteinlerden, yüzde 25-30'u da yağlardan gelmelidir. Bu dengeyi sağladığınız zaman, beslenme tedavisini halledebilirsiniz. Dolayısıyla, zayıflama diyetleri de bundan ayrı düşünülemez.
Günümüzde dış görünüm neredeyse her şeyden önemli hale geldiği için; bu türden estetik kaygılar da, sağlıklı beslenme işini bir pazar haline getirdi. Oysa zayıflamak isteyen herkes aslında tıbbi anlamda şişman değil. Bu nedenle zayıflamak isteyen bir kişinin, öncelikle şişman olup olmadığının tespit edilmesi gerekiyor. Bunun için de 'Beden-Kütle Endeksi' denilen bir ölçümden yararlanılır. Ölçüm aralıklarına göre şişmanlık tanısı konur. Böylece ideal kilonun ne olması gerektiği belirlenir. Eğer kişi şişmansa, güvenilir bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir. Şişmanlık, tedavisi zorunlu bir hastalıktır. Tedavi de diyetisyen, hekim ve hatta psikologların ortak çalışmasını gerektirir.
Öğün disiplinine uyulmalı
Zayıflamak isteyen herkes, bu işi en kolay, zahmetsiz ve en kısa zamanda halletmek ister. Oysa alınan kilolar bir haftada alınmadığı gibi bir haftada da verilemez. Aç kalmak, şişmanlamanın bir başka yoludur; çünkü bedenimiz açlığa göre değil, sık aralıklarla beslenmeye göre programlanmıştır. Bunun için de öğün disiplinine çok iyi uymak gerekiyor. Yemeklerimizi aralıklı olarak yediğimizde, beden aç kalma tehdidi içinde olduğunu düşünüyor. Böylece yenilen tüm yiyecekleri depolayıp, kıtlık dönemlerinde kullanmak üzere yağa dönüştürüyor. Bunu yaparken de metabolizmayı yavaşlatıyor. Dolayısıyla tek öğünle beslenmek ve öğün atlamak şişmanlığın nedenlerindendir.
Tek öğün beslenmenin bir adım ötesi ise bulumia, ya da anoreksia nervoza hastalıklarıdır. Bunlar zayıflama takıntısıyla yememe, yediklerini kusma gibi davranışlarla ilerleyip, ölümle sonuçlanabilen ciddi hastalıklar. Bu hastalığa sahip kişiler, zayıflama takıntıları nedeniyle, kendilerini olduklarından şişman görme eğilimine ve hep daha fazla zayıflama arzusuna sahip oluyorlar.
Su içmemek büyük hata
Yapılan en büyük hatalardan biri de su içmemek. Vücudumuzun yüzde 60'ı su. Bunun için mutlaka yeterince su almamız gerekiyor. Su aynı zamanda metabolizmayı hızlandırıyor ve toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor.
Çok düşük kalorili diyetlerle, tek besinle beslenmede, gerçekten yağ dokusunun kaybetmek mümkün değildir. Kısa zamanda kilo verdiğinizde, yağ değil, kas ve su kaybı yaşarsınız. Ayrıca bu beslenme şeklini bırakıp, eski beslenme şeklinize döndüğünüz anda, tekrardan kilo almaya da başlarsınız. Üstelik bu kilo alış çok da hızlı olur. Bu tür kilo alıp vermeler metabolizmayı da değiştirip, yavaşlamasına sebep olur. Zayıflamada asıl hedef, beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek bunu hayat biçimine dönüştürmek ve sürekli kılmaktır.
Egzersiz olmadan zayıflamak hayal
İncelmek için türlü çareler öneriliyor. Bunlar arasında yeşil çay içmekten, sıkılaştırıcı kremler sürmeye, keten tohumu yemekten elma sirkesi içmeye kadar pek çok kanıtlanmamış öneri var. Oysa dengeli beslenmeye başlayıp, bununla birlikte egzersiz uyguladığınızda, hem zayıflamanız kesinleşir, hem de kalıcı olur. Egzersizi hayatınıza çeşitli şekillerde katabilirsiniz. Asansör yerine merdivenleri kullanıp, otobüsten bir durak önce inebilir, arabayla gittiğiniz yakın yerlere yürümeyi deneyebilirsiniz. Yeni bir şeyler denemek adına yoga gibi spor dallarına başlayabilir, ya da bir spor salonuna kaydolabilirsiniz. Önemli olansa bunları hayatınızın bir parçası haline getirerek düzenli uygulamaktır.
Biraz ince olsam...
Eğer besin gruplarını yeterli ve dengeli olarak tüketirseniz, yaşam için gerekli tüm besin öğelerini sağlamış olursunuz.
Sağlıklı yaşamak için doğru beslenmek gerektiğini artık hepimiz biliyoruz. Ancak doğru beslenebilmek söylendiği kadar kolay değil. Bazı yöntemler geliştirmek gerekiyor. Daha sağlıklı ve kaliteli yaşamak, kronik hastalıklardan korunmak ve düzenli kilo verebilmek için şu sağlıklı beslenme yöntemlerine kısaca göz atalım:
Tahıl ürünleri tüketilmeli
Tam taneli tahıl ürünü, adından da anlaşılacağı gibi kepeği ayrılmamış tane halindeki ürünlerdir. Mısır, buğday, pirinç, yulaf ve arpa gibi... Diyet yapanlar, ekmek, pilav, makarna gibi yiyecekleri tüketmekten kaçınırlar. Üç beyaz dediğimiz un-şeker-yağ’ı tüketmediğimiz zaman daha hızlı kilo verdiğimize inanırız. Oysa ekmek grubunu tamamen diyetten çıkarmadan kilo vermek mümkündür.
Posalı yiyeceklere ağırlık verilmeli
Burada diyet posası gündeme geliyor. Diyet posası, bir tür karbonhidrattır ve besinlerin bağırsakta sindirilmeyen ve emilemeyen kısımlarına bu ad verilir. Kabuklu meyveler, domates, bamya, bezelye, pırasa, kuru baklagiller, en önemli diyet posası kaynaklarıdır. Yetişkinlerin beslenmelerinde doğal kaynaklar yardımıyla, günde 25-30 gram posa sağlamaları öneriliyor. Değişik sebze, meyve, tahıl, kuruyemiş tüketip, farklı posa sağlanmalıdır.
Kilo almamanın altın kuralları
Dünya Sağlık Örgütü'nün, yüzyılın ''patlama derecesinde hızla yayılan ve tedavi edilmesi zorunlu bir hastalık'' olarak benimsediği şişmanlığı önlemek sandığınızda daha kolay...
Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Candeğer Yılmaz'ın önderliğinde Ege Obez Hasta Derneği tarafından, sağlıklı beslenmenin altın kuralları bir kitapta toplandı.
Beslenmenin, karın doyurmak veya istenilen şeyleri yemek değil, insanın sağlıklı olarak yaşayabilmesi için gerekli öğeleri vücuduna alması şeklinde tanımlandığı kitapta, özetle şu davranış biçimleri önerildi:
''Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin.
Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonları için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saat daha az TV seyredin.''
''YEMEĞE KÜÇÜK, SALATAYA BÜYÜK TABAK''
Yemek yemeyle ilgili değiştirilmesi istenen davranış biçimleri sıralanırken da az ve sık yenilmesi, öğün atlanmaması önerildi. Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.
Öğünlerde gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerin yapılmaması gerektiği belirtilen kitapta, bol su içilmesi, açık büfelerden kaçınılması istendi, ''Mutfağa fazla zaman ayırmayın, işiniz bitince oradan çıkın'' tavsiyesinde bulunuldu
Özellikle kadınları ilgilendiren alışverişle ilgili önerilerinde ise ''Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran TV programları ve reklamları izlemeyin'' denildi.
Ayrıca etli-kıymalı yemeklere yağ konulmaması, kızartma-kavurma ve sostan kaçınılması ve evde tatlı yapılmaması önerileri de şişmanlamayı önleyici davranış değişiklikleri olarak sıralandı.
DİYET HATALARI??
Şişmanlık; vücut ağırlığının istenilenden fazla olmasıdır. Vücut ağırlığını, gıdalarla alınan enerji ile harcanan enerjinin birbirine eşit olmasıyla dengede tutabiliriz. Eğer alınan enerji harcanan enerjiden fazla ise vücutta fazla miktarda yağ depolanır ve bu da şişmanlığa neden olur.
Şişmanlığa; çok yemek yeme, fiziksel aktivitenin az olması, psikolojik bozukluklar, metabolik ve hormonal bozukluklar sebep olabilir. Bunlar arasındaki en büyük etmen de çok fazla yemek yemektir. Zayıflamak için kişinin harcadığı enerjinin, aldığı enerjiden daha çok olmasına dikkat etmeli ve fiziksel aktivitesini artırmalıdır.
Bireyin zayıflamaya karar verdikten sonra bazı kurallara dikkat etmesi gerekmektedir:
İlk etapta birey, diyette başarılı olmak istiyorsa beyin olarak diyete hazır olup olmadığını düşünmelidir. Eğer kişi buna hazır değilse diyeti tam olarak uygulayamayacak, kaçamaklar yapacak ve başarısızlığa uğrayacaktır. Başarısız oldukça da umutsuzluğa düşecektir.
Bireyin hedeflerini, yani kaç kilo vereceğini ve bu kiloyu ne kadar sürede verebileceğinin belirlenmesi gerekir. Kişi hiçbir zaman kısa sürede kilo kaybetmeyi planlamamalıdır. Bu şekilde uygulanan diyetlerle belki hedeflere ulaşabilir. Fakat daha sonra koruma safhasına geçildiğinde başarılı olunamaz. Hatta birey diyet yapmaya başladığı kilonun da üzerine çıkabilir.
Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyet uzmanı tarafından, o kişinin beslenme alışkanlıklarına, yaşına,cinsiyetine, iş koşullarına, bazal metabolizma hızına ve sağlık problemlerine (yüksek kolesterol, tansiyon, diyabet) uygun diyet programı belirlenmelidir. Herkesin aynı diyeti yapması söz konusu olamaz. Her bireyin kişisel özellikleri farklı olacağından diyete vereceği cevap da farklı olacaktır.
Kimi sağlıklı bir şekilde kilo verirken diğer bir kişi hiç kilo veremediği gibi metabolizmasına uygun olmadığı için birçok, geri dönüşü zor sağlık problemleri ile karşılaşabilir.
Diyette öğünler, azar azar ve sık tüketilecek şekilde düzenlenmeli, öğün atlanılmamalıdır. Genelde diyet yapan bireyler tüm gün boyunca aç kalıp, metabolizmalarını zayıflatırlar ve metabolizmanın en zor çalıştığı akşam saatlerinde çok daha fazla yemek tüketirler, buna paralel olarak hızlı bir şekilde kilo alırlar. Akşam yemekleri en geç 19.00-19.30 saatleri arasında yenilmelidir.
Diyetler genelde 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde düzenlenir. Fakat ana öğünler kadar önemli olan ara öğünler her zaman ihmal edilir ve atlanılır. Kan şekeri, kişi öğününü tükettikten 2-2,5 saat sonra yavaş yavaş düşmeye başlar ve böylece açlık hissi doğar. Buradaki ara öğünlerin amacı da kan şekerinin düşmesini ve açlık duyulmasını engellemektir. Bu nedenle de ara öğünlere gereken önem verilmeli.
Diyet içersinde, her besin grubunda bulunan besinler dengeli bir şekilde dağıtılmak koşulu ile bulunmalıdır. Tek tip besinlerle yapılan diyetlerin çoğu en başta kilo kaybetmeyi sağlamakta fakat başlangıçtaki hızlı kilo kaybından sonra eskisinden daha çok kilo alınmasına neden olmaktadır.
Diyet sırasında en az 2 - 2,5 litre su içilmelidir. Herhangi bir sağlık problemi yok ise, bu miktarın üzerinde içilen su böbrekleri gereksiz yere çalıştıracaktır. Sular yemeklerden önce içilmeli yemek arası veya yemekten hemen sonra içilmemelidir.
Diyet sırasında koşullar el verdiği sürece spor yapmalıyız. Ne yazık ki günümüz şartlarında spora pek vaktimiz kalmıyor. Bu nedenle günlük hayatta mümkün olduğunca hareketli olalım. Mesela yürüyen merdivenler ve asansörler yerine merdivenleri, çok yakın mesafelerde yürümeyi tercih edelim. Genelde beyaz ekmek tüketenler diyet sırasında kalorisi azalacağı düşüncesi ile ekmeği kızartırlar.
Fakat bu şekilde sadece ekmekte su kaybı olurken, kalorisinde hiç bir değişiklik olmamaktadır. Aynı zamanda bu uygulamayla protein kaybı da söz konusudur.
Yine aynı şekilde sabahları aç karnına içilen sıcak su veya limonlu su gibi içeceklerinde vücuttaki yağları erittiği düşülür. Bunların vücuttaki yağları eritmek gibi fonksiyonları yoktur ama aç karnına içilen bu içecekler bağırsakları harekete geçirir ve kabızlığı ortadan kaldırır.
Meyve ve sebzelere diyette çok daha fazla önem verilmelidir. Bu besinler vitamin ve mineral açısından oldukça zenginlerdir. Aynı zamanda posa içeriği yüksektir. Posa içeriğinin yüksek oluşu kişide kabızlık problemi varsa onun tedavisine yardımcı olurken bir çok sağlık probleminin de tedavisine yardımcı olacaktır.
Kepekli ekmek, meyve ve sebzeler gibi posa oranı yüksek bir besindir. Beyaz ekmek yerine tercih edilmesi birçok avantaj doğurur. Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kan yağlarının dengelenmesinde, midede şişerek tokluk hissinin artmasında etkilidir. Aynı zamanda kalori değeri daha düşüktür.
Kalorisi düşük olduğu için içeriğinde tatlandırıcı bulunan ürünler diyet süresince fazlasıyla tercih edilir. Fakat bunlar zayıflama diyetlerine yönelik ürünler değillerdir. Bu ürünler (reçeller, çikolatalar, baklavalar... vb. ) diyabet (şeker) hastalığı olan insanlara yönelik geliştirilmiş ürünlerdir.
Yapılan en büyük hatalardan biri de zayıflama dönemi bittikten sonraki dönemdir. Genelde kilonun korunması gereken bu dönemde, diyete başlamadan önceki, şişmanlamaya neden olan kötü beslenme alışkanlıklarına geri dönüş yapılır.
Burada yapılması gereken, sağlıklı beslenme alışkanlığının bir yaşam tarzı haline getirilmesi ve diyet süresince belirlenen ilkelerin bu dönemde de benimsenmesidir.
Bu beslenme alışkanlıklarını benimsenmesinin yanında bazı davranış değişiklikleri de yapmak gerekir.
Örneğin; alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmamak, her zaman tok karnına alış veriş yapmak, Tabağı çok doldurmamak, Yemek yerken yiyecekleri çok çiğnemek ve gereksiz yere masa başında vakit geçirmemek, Fast-food türü besinlere, hamur işlerine ve tatlılara ağırlık verilmemek, gibi örnekleri geniş tutmak mümkündür.
SAYFA BAŞINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...
|
|
|
|